Hac rehberi
Haccın üç şekli
Hac üç şekilde eda edilebilir. Bunlar:
1- İfrad haccı
2- Temettu haccı
3- Kırân haccıdır.
Yapılış itibariyle biraz farklılık gösterdiğinden hacı adayları, özellikle niyet edecekleri haccın usul ve erkânını iyi öğrenmek zorundadırlar.
1- İFRAD HACCI Umreye niyet edilmeksizin, doğrudan doğruya hacca niyetle yapılan hacdır. Bunun için, hac ayları içinde, hacdan önce umre yapılmaz.
İfrad haccına niyet edenler, sadece hac niyetiyle ihrama girer ve hac görevleri sona erinceye kadar ihramdan çıkmazlar. Bu kimselerin hac esnasında temettu ve kırân haccına niyet edenler gibi hedy kurbanı kesmeleri vacip değildir. Onlar şeytanı taşladıktan sonra tıraş olarak ihramdan çıkabilirler.
İfrad haccına niyet etmek isteyen bir kimse mîkât yerlerinden birinde ihrama girer, iki rekât namaz kılar ve şöyle niyet eder:
“Allah’ım! Ben hacca niyet ettim. Onu bana kolaylaştır ve onu benden kabul buyur.”
Sonra telbiyeleri okur ve ihramın yasaklarına dikkat ederek Mekke’ye gelir.
Mescid-i Harâm’da Hacerülesved’i selamlayarak Kudüm tavafını yapar. Nihayet arefe günü Arafat vakfesini, sonra Müzdelife vakfesini eda eder. Bayramın birinci günü şeytanı taşlar, tıraş olur ve ihramdan çıkar. Sonra Ziyaret tavafını ve sa’yini yaparak hac menasikini bitirmiş olur.
2- TEMETTU HACCI Aynı yılın hac ayları içinde umre ve haccı ayrı ayrı niyet ve ihramla eda etmeye temettu haccı denilir. Bu haccı tercih eden hacıya da “mutemetti” adı verilir.
Temettuya niyet etmek isteyen kimse mîkât yerinde umre için niyet edip ihrama girer ve şöyle niyet eder:
“AIlah’ım! Ben umreye niyet ettim. Onu bana kolaylaştır ve onu benden kabul buyun.”
Kâbe’ye varınca umre tavafını ve umre sa’yini yapar. Tıraş olup ihramdan çıkar ve hac için ihrama girinceye kadar ihramsız dolaşır. Nihayet Mekke’de hac için ihrama girip Arafat’a çıkar. Vakfelerden sonra şeytanı taşlar, kurbanı keser, tıraş olup hac ihramından da çıkar. Ziyaret tavafını ve sa’yini yaparak hac görevini tamamlar.
3- KIRÂN HACCI Haccı ve umreyi tek ihramda birleştirerek yapılan hacdır. Bu hacca niyet edenlere “kârin” denir. Kârin, mîkât mahâllinde:
“Allah’ım! Ben hac ve umreye niyet ettim. Onları bana kolaylaştır ve kabul buyur.” diyerek niyet eder.
Bundan sonra ihram yasaklarına uyarak Mekke’ye gelir. Burada önce umre için niyet ederek umre tavafını ve sa’yini yapar. Sonra tıraş olmadan Kudüm tavafını eda eder. Bunları yaptıktan sonra ihramdan çıkmaz. Nihayet Arafat ve Müzdelife vakfesini ve şeytan taşlama, kurban kesme ve tıraş olma ibadetlerini de yerine getirerek ihramdan çıkar.
Kırân haccında yasaklara dikkat etmeyenler iki kez ceza verirler. Bunlardan birisi umre, diğeri hac içindir. Kırân haccı diğerlerine nazaran daha zor ve fakat daha faziletlidir.
Şâfiî ve Mâlikîlere göre en faziletli hac ifrad haccıdır.
Hanefîler kırân haccından sonra temettu haccını daha faziletli sayarlar.
Hanbelîler ise en faziletli haccın temettu haccı olduğunu kabul ederler.
Hac edecek kimse bu üç eda şeklinden dilediğini seçmekte serbesttir. Hangisini yaparsa yapsın hac farizasını yerine getirmiş olur.
İhram ve mîkât
İhram niyet ve telbiye ile gerçekleşir. Bunlar ihramın rükünleridir. Niyet ve telbiye ile ihrama giren kimse belirli bir süre için, diğer zamanlarda kendisine helal olan bazı fiil ve davranışları nefsine haram eder.
İhramlı bir erkek belden aşağısını örten (izâr) ve belden yukarısını örten (ridâ isimli) iki parça beyaz örtüye bürünür. Artık bundan sonra her türlü günahtan çekinmeye ve hatta kendine daha önce helal olan bazı davranış ve fiillerden kaçınmaya çalışır.
İhramlı kimseye “muhrim” adı verilir.
Kadınların ihramı ise kendi elbiseleridir. Onlar da ihramın gerektirdiği diğer şartlara riayet ederler.
İhramın iki rüknü vardır; bunlar “niyet” ve “telbiye”dir.
İhramın sahih olması için niyet şarttır. Bu, hacca veya umreye veya her ikisine birden niyet etmektir.
İhramın iki vacibi vardır. Bunlar ihrama mîkât yerleri denilen yerlerde girmek ve ihram yasaklarından kaçınmaktır.
İhrama mîkât yerlerinde veya mîkât yerlerinden önce girmek vaciptir.
Mîkât yerleri, Medine istikametinden gelenlerin ihrama girdiği yer olan Zülhuleyfe, Şam yönünden gelenler için Cuhfe, Irak yönünden gelenler için Zâtüırk, Necid istikametinden gelenler için Karnülmenâzil ve Yemen taraflarından gelen hacılar için Yelemlem adı verilen yerlerdir.
Kara yoluyla hacca gelenler bu sınırları ihramsız geçemezler. Hava yoluyla gelenlerin ise bu yerler hizasında ihramlı bulunmaları gereklidir.
İhram Mescid-i Harâm bölgesine tazim ve hürmet için vacip olduğundan bu bölgeye hac veya umre dışında ziyaret yahut ticaret için gelenlerin de ihrama girmeleri vacip olur.
Harem bölgesi ile mîkât sınırları arasında kalanlar hac veya umre için ihrama girmek istediklerinde bulundukları yerde ihrama girerler. Harem bölgesi ile mîkât arasındaki bu yerler Hıll olarak adlandırılır.
İhramın şartlarından birisi, mîkât yerinden ihrama girmek, yani hac veya umreye niyet etmek olduğuna göre, ihramsız olarak bu bölgelerin geçilmesi hâlinde geri dönülerek ihrama girilir. Eğer geri dönme imkânı yoksa, ihramsız mîkât yeri geçildiği için bir Bedir kurban cezası gerekir. İlk ziyaret yeri Medine ise Cidde’ye ihramsız girilebilir. ihrama daha sonra Medine’de, ZülhuIeyfe’de girilir.
İhrama girerken temizlik kastıyla gusül abdesti almak, izâr ve ridâ denilen iki parça dikişsiz beyaz örtüye bürünmek, ihrama girerken eğer kerahat vakti değilse ihramın sünneti niyetiyle iki rekât namaz kılmak, bu iki rekâtlık namaz kılınamazsa bunu daha sonra kılmak.
Telbiyeyi her fırsatta ve çokça okumak, gusülden önce tırnakları, kasık ve koltuk altı kıllarını kesmek ve güzel koku sürünmek de sünnettir.
İzâr ve ridânın beyaz renkte olması, yeni veya yıkanıp temizlenmiş olması müstehaptır. Bu örtülerin geniş, rahat havlu veya peştemal cinsinden bir şey olması tavsiye edilir.
Bütün bunları özetleyecek olursak: İhrama girmek isteyen kimse mîkât yerlerine geldiğinde mümkünse her türlü temizliği yapıp gusül abdesti alır. Eğer buna imkân bulamıyorsa sadece abdest alır. Üzerindeki normal elbiselerini çıkartıp izâr ve ridâya sarınırken ihrama niyet eder. Hemen arkasından yüksek sesle telbiye getirir. Bunu üç kere tekrar eder ve iki rekât namaz kılar. Daha sonra da ihramdan çıkıncaya kadar ihramın bütün yasaklarına uymaya çalışır.
Hac ihramına niyet
اَللّٰهُمَّ إِنِّي أُرِيدُ الْحَجَّ فَيَسِّرْهُ لِي وَتَقَبَّلْهُ مِنِّي.
Allah’ım! Hac yapmak istiyorum. Bunu bana kolaylaştır ve benden kabul buyur.
Temettu haccında: umre niyeti
اَللّٰهُمَّ إِنِّي أُرِيدُ الْعُمْرَةَ فَيَسِّرْهَا لِي وَ تَقَبَّلْهَا مِنِّي .
“Allah’ım umre yapmak istiyorum. Bunu bana kolaylaştır ve benden kabul eyle.”
Telbiye
İhramın ikinci rüknü telbiyedir. Telbiye ihrama niyet ettikten sonra, erkeklerin yüksek sesle, kadınların ise daha yavaş söyledikleri şu sözlerdir:
Hac veya umre yapanların söyledikleri bu sözler Allah’a olan bağlılıklarının coşkun bir eda içerisinde tekrar tekrar ifade edilmesidir. Telbiye getirmek çok sevaptır. Telbiyeyi her başlayışta üç defa tekrarlamak, ondan sonra tekbir, tehlil, salavât-u şerîfe ve dua okumak sünnettir. Bu sözler Zilhicce’nin 10. günü, yani Kurban Bayramı’nın birinci günü, Akabe cemresinde ilk taşın atılması ile son bulur.
Bu süreye kadar ihramlı kimse yokuşlarda, inişlerde, her kalabalığa rastladığında sık sık telbiye söyler.
Telbiye
لَبَّيْكَ اَللّٰهُمَّ لَبَّيْكَ، لَبَّيْكَ لَا شَرِيكَ لَكَ لَبَّيْكَ، إِنَّ الْحَمْدَ وَ النِّعْمَةَ، لَكَ وَ الْمُلْكَ، لَا شَرِيكَ لَكَ.
“Lebbeyk, Allāhümme lebbeyk. Lebbeyk, lâ şerîke leke lebbeyk. İnne’l-hamde ve’n-ni‘mete leke ve’l-mülk, lâ şerîke lek.” “Buyur Allah’ım buyur! Emrindeyim buyur! Senin hiçbir ortağın yoktur. Emrindeyim buyur! Şüphesiz hamd sana mahsustur. Nimet de senin, mülk de senindir. Senin hiçbir ortağın yoktur.”
İhram yasakları
İhrama girdikten sonra birtakım yasaklar başlar ki bunlara uyulmaması hâlinde hem haccın sevabında bir eksilme, hem de birtakım dünyevi cezalar söz konusu olur. İhramlının bu yasakları bilmesi ve bunlardan birini işlediğinde çekeceği cezanın ne olduğunu öğrenmesi icap eder.
1- Ihrama mîkât sınırları içinde veya öncesinde girilir. Şayet mîkât sınırları ihramsız geçilmişse mutlaka geri dönülmesi ve o yerlerde ihrama girilmesi gerekir. Bunu yapmayanların bir ceza kurbanı kesmeleri icap eder.
2- Ihramlı kimse için cinsî münasebet haramdır. Eğer Arafat’taki vakfeden önce böyle bir hareket vuku bulursa hac fasid olur. Yeniden hac yapmak gerekir. Arafat’ta vakfeden sonra cinsî münasebette bulunan bir kimsenin deve kurban etmesi gerekir. Şayet bu kimse Akabe cemresinde şeytanı taşlayıp henüz tıraş olmadan cinsî münasebette bulunursa bir koyun kurban etmek zorundadır.
3- Ihramdan çıkabilmek için şeytan taşlamak, kurban kesmek ve tıraş olmak icap etmektedir. Şeytan taşlamadan ve kurban kesmeden önce tıraş olan kimsenin ceza olarak bir koyun kurban etmesi icap eder.
4- Koku sürünmek de ihramın yasaklarındandır. Muhrim olan kimse vücuduna veya üzerindeki izâr ve ridâsına hiçbir güzel koku süremez. Böyle bir hareket sonunda ya koyun kurban etmesi yahut sadaka vermesi gerekir. Eğer koku sürülen organ çok ise kurban cezası, az ise sadaka verme cezası gerekir. Bir azanın tamamına veya bütün azalarına güzel koku sürünen kimse ceza olarak bir koyun kurban edecektir. Başına kına yakan kimse de koyun cezası ile cezalandırılır.
İhramlı kimsenin kokulu sabun, kokulu sürme, kokulu ilaç kullanması caiz değildir. Bu hâllerde bazen koyun kurban etmek, bazen de kefaret için sadaka vermek icap eder.
5- Ihramlı için tırnak kesmek de yasaktır. Bir elinin veya ayağının tırnaklarının tamamını kesen bir muhrim koyun kurban etmek zorundadır. Daha az sayıda tırnağını kesen kimse ise her biri için bir sadaka verir.
6- Dikişli elbise giymek, yahut topuğu kapalı ayakkabı giymek de muhrim için caiz olmaz. Tam bir gün, yani sabahtan akşama kadar dikişli bir elbise giyen muhrimin bir koyun ya da keçi boğazlaması vaciptir. Daha az süre için sadaka vermek gerekir.
Muhrimin dikişli elbiseyi yahut ayakkabıyı kasten, unutarak yahut zor kullanıldığı için giymiş olması cezayı düşürmez. Dikişli elbiseler eğer kolları giyilmeden omuza atılan cübbe, palto gibi bir şey olursa ve onlar omuza atılarak kullanılırsa bir ceza gerekmez.
Muhrim başını örten bir takke veya benzeri şey kullanamaz. Eğer bu takke veya sarığı bir gece veya gündüz müddeti süresince giymişse kurbanla cezalanır. Daha az süre için ise sadaka vermesi icap eder.
7- Avlanmak da ihramlı için yasaktır. Muhrim hiçbir kara hayvanını avlayamaz. Bu hususta av hayvanını bilerek öldüren, bilmeden veya unutarak ya da yanılarak öldüren, yahut öldürülmesine yardımcı olan kimse arasında fark yoktur. Bunlar ceza olarak avlanan hayvan için takdir edilen bedeli ödemek yahut bir koyun veya keçi kurban etmek zorundadırlar.
8- Ihramlı kimsenin Harem sınırları içindeki yaş ağaçları kesmesi, otları koparması yasaktır. Ağaç kesmenin yahut ot koparmanın cezası ya onun kıymetini tasadduk, yahut bir koyun veya keçi keserek harem dâhilindeki fakirlere dağıtmaktır. Kuru ağaçları kesmekte, yahut kurumuş otları koparmakta sakınca yoktur.
9- Ihramlı iken kavga etmek veya münakaşa etmek de yasaklar arasındadır. Böyle yapan kimseler kefaret için sadaka verirler.
İhramlıya serbest olanlar
İhramlı kimse su veya kokusuz sabunla her türlü temizliği yapabilir, gusledebilir. Çamaşır yıkamak, dikişli de olsa para kesesi veya kemeri kullanmak, bunları boyna asmak, şemsiye kullanmak, ağaç altında gölgelenmek, kapalı bina içinde bulunmak, yüzük takmak, kokusuz sürme, diş fırçası veya misvak kullanmak, nalın tipi takunya veya benzeri terlikleri giymek sakıncalı değildir.
Kadınların ihramı elbiseleridir. Ancak bu elbiselerin teni göstermeyecek, kalın ve beyaz renkte olması tavsiye edilir.
Tekrar hatırlatmalıyız ki; bir kimse ihrama girdiği andan itibaren tıraş olamaz, vücudundan bir tüy koparamaz, tırnaklarını kesemez, koku sürünemez, cima edemez, cimaya götürücü hâl ve davranışlarda bulunamaz, kötü söz söyleyemez, hiç kimse ile kavga veya münakaşa yapamaz, kalp kıramaz, gönül yıkamaz.
Mekke'ye varış: ilk tavaf
Mekke’ye gelen hacıların ilk yapacağı tavaftır. Bu tavaf ifrad haccı ve kırân haccına niyet edenler için sünnettir.
İfrad haccına niyet eden bir kimse Mekke’ye gelince hemen Kudüm tavafına niyet ederek bunu tamamlar.
Kırân haccına niyet eden bir kimse ise önce umre tavafını ve sa’yini yaptıktan sonra Kudüm tavafını eda eder. Kudüm tavafından sonra sa’y yapılmayacaksa ıztıbâ ve remel de yapılmaz. Fakat farz tavafın sa’yi yapılacaksa, ki âfâkîler için böylesi evladır, ıztıbâ ve remel de yapılır.
Kudüm tavafı Arafat’taki vakfeye kadar olan süre içinde yapılabilir. Daha sonra Kudüm tavafının vakti geçmiş olur.
Sadece umre yapmak isteyenler, yahut umre veya hacca ayrı ayrı niyet ederek temettu haccı yapmak isteyenler veya umre ve haccın ihramını birleştirerek kırân haccına niyet eden kimseler umre tavafı yaparlar. Bu, onların Mekke’ye gelince ilk yaptıkları tavaftır. Arkasından sa’y yapılacağı için bütün şavtlarında ıztıbâ ve ilk üç şavtında ise remel yapılması sünnettir.
Arefe günü: Arafat'ta vakfe
Haccın üç farzından biri olan Arafat vakfesinin belirli şartları vardır.
Vakfe belirli bir yerde kısa da olsa bir süre durmak manasına gelir, ıstılahta ise Zilhicce ayının 9. günü, yani Kurban Bayramı’nın arefesinde, güneşin tam tepe üzerine geldiği andan, bayramın birinci günü şafak sökmesine kadar olan süre içinde, velev ki bir anlık bir zaman olsun Arafat hudutları içinde durmak demektir. Bu vakfe, haccın farzlarından olduğu için yerine getirilmediği takdirde hacı olunmaz.
Hacda ikinci bir vakfe daha vardır ki buna Müzdelife vakfesi denir ve bu vaciptir. Arafat vakfesinin önemini belirtmek üzere sevgili Peygamberimiz “Hac, Arafat’tır.” buyurmuştur.
Arafat, Harem sınırları dışında fakat Hıll bölgesinde, Cebel-i Rahme denilen mübarek tepenin eteklerinde, hudutları belirli bir bölgedir. Vakfe ancak bu bölge içinde yapılırsa sahih olur.
Vakfenin zamanı Arefe günü, yani Zilhicce ayının 9. günüdür. Öğle vaktinde başlar ve Zilhicce’nin 10. günü, fecir vaktine kadar devam eder.
Ancak 9. gün güneş batmadan önce Arafat’tan ayrılmak ve bu süre içinde geri dönmemek hâlinde bir koyun veya keçi kurban edilmesi vacip olur. Zira Arafat’ta güneş batıncaya kadar beklemek de vaciptir.
Arafat vakfesi için gelenler, ZiIhicce’nin bu 9. gününde, ikindi namazını henüz vakti girmediği hâlde öğle namazı vaktinde kılarlar. Buna cem-i takdim denilir ki, sünnettir. Bu namazları cemaatle ve Mescid-i Nemire denilen camide kılmak daha sevaptır. Ancak ayrı ayrı da kılınabilir. Her namazın farzı kılınırken kamet getirilmesi icap eder.
Öğle ve ikindi namazları cem-i takdim ile kılınırken, ezan okunduktan sonra önce öğlenin dört rekâtlık sünneti kılınır, sonra kamet getirilerek öğlenin farzı kılınır. Öğlenin son sünneti kılınmadan, hemen ikinci defa kamet getirilerek, ikindinin farzı eda edilir. Demek ki bu esnada öğlenin son sünneti ve ikindinin sünneti kılınmaz. Zira cem-i takdim sırasında, iki namaz arasında başka bir namaz kılmak mekruh olur.
Hayızlı, nifaslı olmak, cünüp olmak, abdestsiz bulunmak Arafat vakfesine zarar vermez. Bunun için yatağından kalkamayacak kadar ağır hasta olanlar bile bir süre için Arafat’a getirilerek vakfe yaptırılırlar. Bu esnada şuurlu veya şuursuz olmak, uykuda ve uyanık bulunmak da önemli sayılmaz.
Arafat vakfesi mutlak surette hac için girilmiş ihram ile yapılır. Bu, vakfenin sahih olması için ilk şarttır. Diğer şartlar ise daha önce açıklandığı gibi vakfeyi kendi süresi ve kendi bölgesi içinde yapmaktır.
Zilhicce’nin 9. günü, güneş batar batmaz, akşam namazı kılınmadan hemen Arafat bölgesinden Müzdelife’ye hareket edilir. Zira akşam namazı, MüzdeIife’ye varıldığında, yatsı namazı vaktinde cem-i te’hir ile kılınacaktır. Bu vaciptir.
Cem-i te’hir esnasında önce akşam namazının farzı için kamet getirilir ve hemen arkasından namaz kılınır. Sonra, akşamın sünneti kılınmadan tekrar kamet getirilerek yatsının farzı kılınır. Bundan sonra yatsının son sünneti ve vitir namazı eda edilir. Cem-i te’hir cemaatle kılınabileceği gibi yalnız da kılınabilir.
Arafat vakfesi sırasında Cebel-i Rahme eteklerine gitmek ve orada büyük bir huşû içinde dua etmek çok sevaptır. Bu duada kendimiz, ailemiz, anne ve babamız ve bütün Müslüman kardeşlerimiz için tazarru ve niyazda bulunuruz. Özellikle Müslümanların birliği, bütünlüğü ve kardeşliği için gözyaşları içinde Cenâb-ı Hakk’a yalvarırız.
Sevgili Peygamberimiz şöyle buyurmuştur:
“Allah hiçbir günde, Arefe gününde kullarını ateşten azat ettiği kadar azat etmez. Ve o gün Allah kullarına tecelli edip, onlarla meleklere karşı iftihar eder ve ‘Kullarım, benden ne istiyorlar?’ diye sorar.”
1- Arefe günü güneş doğduktan sonra, Mina’dan Arafat bölgesine doğru hareket etmek
2- Nemire Mescidi’nde imamın öğle namazını kıldırmadan önce, tıpkı cuma hutbesi gibi iki hutbe okuması
3- Cem-i takdim yapmak, yani ikindi namazını öğle namazının vaktinde kılmak
4- Vakfe için gusül abdesti almak veya abdestli bulunmak
5- Oruçlu bulunmamak. (Arefe günü oruç tutulması mekruhtur.)
6- Vakfeyi Cebel-i Rahme tepesinin yanında yapmaya çalışmak
7- Vakfe süresince telbiye, tekbir, tehlil, salavat ve dua ile meşgul olmak, Kur’an okumak, namaz kılmak
8- Vakfeyi mümkünse binek üzerinde, değilse ayaktayapmak. (Oturarak vakfe yapılabilir. Ne var ki ayakta duran oturandan, binek üzerinde vakfe yapan da ayakta durarak vakfe yapandan daha çok sevap kazanır.)
9- Vakfe esnasında kıble istikametine dönmek
Arefe günü yapılan dua
خَيْرُ الدُّعَاءِ دُعَاءُ يَوْمِ عَرَفَةَ، وَخَيْرُ مَا قُلْتُ أَنَا وَالنَّبِيُّونَ مِنْ قَبْلِي: لَا إِلَهَ إِلَّا اللَّهُ وَحْدَهُ لَا شَرِيكَ لَهُ، لَهُ المُلْكُ وَلَهُ الحَمْدُ وَهُوَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ
Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- buyurdu ki: "Duâların en hayırlısı, Arefe günü yapılan duâdır. Benim ve benden önceki tüm nebilerin söyledikleri sözlerin en hayırlısı şudur: "Allah'tan başka hak ilah yoktur. O, birdir ve O'nun ortağı yoktur. Mülk O'nundur, hamd da O'nadır. O, her şeye gücü yetendir."
Müzdelife'de vakfe
Arafat’ta, güneş battıktan hemen sonra hacılar Müzdelife’ye gelirler. Burası Harem sınırları içinde ve Arafat ile Mina arasında bir mevkidir.
Hacda, Arefe gününü bayrama bağlayan geceyi MüzdeIife’de geçirmek sünnet, Müzdelife’de vakfe yapmak ise vaciptir.
Müzdelife vakfesinin sahih olması için; hac için ihramlı bulunmak, önceden Arafat vakfesini yapmış olmak ve vakfeyi Müzdelife sınırları içinde ve bayram sabahı, tan yerinin ağarmaya başlamasından güneşin doğmasına kadar olan süre içinde tamamlamak icap eder.
Bu süre içinde isterse kısacık bir vakit dahi MüzdeIife’de bulunan kimse vakfeyi yapmış sayılır. Bu esnada uykulu, uyanık, baygın olmak zarar vermez. Önemli olan orada bulunmuş olmaktır. Niyet şart değildir.
Müzdelife vakfesinin Meş’ar-i Harâm denilen yerde yapılması sünnettir. Burada da bol bol dua ve niyazda bulunulur.
MüzdeIife’de vakti gelince sabah namazını kılmakta acele etmek, namazdan sonra telbiye, tekbir, tehlil, salavat ve dua okuyarak ortalık aydınlanıncaya kadar durmak ve bunları Meş’ar-i Harâm yakınlarında yapmak sünnettir.
Geceyi Müzdelife’de geçirmek de sünnettir. Bu esnada biraz uyuyup istirahat gibi, dua ve niyazla da vakit geçirilir. Şeytanı taşlamak için gereken taşlar Müzdelife’den toplanır. Bunlar nohuttan biraz daha büyük yetmiş kadar taş olup, yıkanıp temizlendikten sonra cemrelere götürülür.
Müzdelife vakfesinin zamanı bayramın birinci günü, güneş doğduktan sonra biter. Bu süre içinde vakfeyi yapmamış olan, yahut şafak sökmeden özürsüz veya zorunluluk olmadan Müzdelife’den ayrılmış olan bir kimse, vacibi yerine getirmediği için ceza olarak bir koyun veya keçi kurban eder.
Meş'ar-i Harâm'da
رَكِبَ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ القَصْوَاءَ حَتَّى أَتَى المَشْعَرَ الحَرَامَ، فَاسْتَقْبَلَ القِبْلَةَ (فَدَعَاهُ، وَكَبَّرَهُ، وَهَلَّلَهُ، وَوَحَّدَهُ) فَلَمْ يَزَلْ وَاقِفًا حَتَّى أَسْفَرَ جِدًّا، فَدَفَعَ قَبْلَ أَنْ تَطْلُعَ الشَّمْسُ
"Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- 'Kasvâ' (isimli devesine) bindi ve Meş'ar-i Harâm'a geldi. Kıbleye yöneldi (Allah'a duâ etti, tekbir getirdi, lâ ilâhe illallah dedi ve Allah'ı birledi). Ortalık iyice aydınlanıncaya kadar bu şekilde ayakta kaldı ve güneş doğmadan önce oradan ayrıldı."
Bayramın 1. günü: Akabe cemresi
Müzdelife’de vakfeyi bitiren hacılar bir başka önemli ibadeti yerine getirmek üzere Mina’ya gelirler. Burada çadırlarına yerleştikten sonra daha fazla vakit kaybetmeden Cemre-i Akabe’ye gidip, halk arasında büyük şeytan denilen cemreye yedi taş atarlar. Bu taşlar işaretli yere ve teker teker atılır. Nohut tanesinden büyük olan bu taşlar, baş parmakla şehadet parmakları arasında tutularak fırlatılır.
Atılan her taşın işaretlenmiş ve betonla çevrilmiş olan yerin içine düşmesi icap eder. Aksi hâlde yeniden taş atılır. Akabe cemresine taş atarken Mina’yı sağ, Mekke’yi sol tarafa almak daha uygundur. Taşları yediden fazla atmak mekruhtur. Daha az atmak ise sadaka cezasını gerektirir. Taşların yedisi birden atılırsa tek taş atılmış gibi olacağından onları teker teker ve sayarak atmak icap eder.
Taşları atmayıp da eliyle cemrenin üzerine koyan kimse bu ibadetteki gayeye uymamış olur.
Bayramın bu birinci gününde sadece Akabe cemresindeki büyük şeytanın taşlanması lazımdır. Bu taşlama işinin öğle namazından önce bitirilmiş olması sünnet, öğle ile güneşin batışı arasında yapılması caiz, güneşin batışından sonra yapılması ise caiz, fakat mekruhtur.
Akabe cemresi taşlandıktan sonra diğer iki şeytan bugün taşlanmaz.
Hacıların dikkat etmeleri gereken önemli bir husus hangi şeytanın Akabe cemresi olduğunu bilmektir. Zira şeytanları sembolize eden işaretler birbirine yakın ve üç tanedir. Eğer bayramın birinci gününde büyük şeytan yerine küçük şeytan, yahut orta şeytan taşlanmış olursa ceza olarak bir koyun veya keçi kurban etmek icap eder. Aynı gün taşlama iade edilirse, ceza kurbanı kesmek düşer.
Telbiye, Akabe cemresi taşlandıktan sonra kesilir. Artık bir daha telbiye okumak doğru olmaz.
Taş atarken tekbir
يُكَبِّرُ كُلَّمَا رَمَى بِحَصَاةٍ عِنْدَ الجِمَارِ الثَّلَاثِ، ثُمَّ يَتَقَدَّمُ، وَيَقِفُ يَدْعُو مُسْتَقْبِلَ القِبْلَةِ، رَافِعًا يَدَيْهِ بَعْدَ الجَمْرَةِ الأُولَى وَالثَّانِيَةِ. أَمَّا جَمْرَةُ العَقَبَةِ فَيَرْمِيهَا وَيُكَبِّرُ عِنْدَ كُلِّ حَصَاةٍ وَيَنْصَرِفُ وَلَا يَقِفُ عِنْدَهَا
Cemrelere taş atarken her defasında tekbir getirir. Birinci ve ikinci cemreye taşları attıktan sonra öne doğru çıkarak durur;kıbleye yönelerek ellerini kaldırıp duâ eder.Akabe cemresine taşları atarken de her defasında tekbir getirir. Taşları attıktan sonra ise oradan ayrılır, cemrenin yanında durmaz.
Kurban
Bayramın birinci günü büyük şeytana yedi taş atıldıktan sonra, temettu ve kırân haccına niyet edenler kurban kesmek üzere hareket ederler veya topluca kesilecek Kurbanların kesildiği haberini beklerler. Kurban kesilmeden katiyyen tıraş olmazlar. Aksi takdirde ibadetlerin sırasını bozduklarından bir koyun veya keçi kurban etmek zorunda kalırlar. Demek ki önce şeytan taşlanacak, sonra kurban kesilecek ve daha sonra da tıraş olunarak ihramdan çıkılacaktır.
İfrad haccına niyet etmiş olanlar şeytanı taşladıktan sonra kendilerine kurban kesmek vacip olmadığından hemen tıraş olarak ihramdan çıkabilirler.
Hac esnasında kurban kesmeleri vacip olan kimseler, temettu ve kırân haccına niyet etmiş olan hacı adaylarıdır. Bunlar bir hac yılı içinde umre ve hac ibadetini tamamlayabildikleri için Allah’a karşı şükürlerini ifade ederek “hedy” kurbanı keserler. Hedy, Harem için hediye edilen kurbanlık hayvan demektir.
İfrad haccına niyet edenlerin hedy kurbanı kesmeleri vacip değildir. Ancak onlar da isterlerse bu kurbanı müstehap olarak kesebilirler.
Hedy kurbanı, keyfiyet itibariyle tıpkı udhiye kurbanı gibidir. Udhiye, gücü yeten kimselerin Kurban bayramı günleri içinde kesmeleri vacip olan kurbandır. Ancak hacılar dinen misafir sayıldıklarından udhiye değil de hedy kurbanı kesmekle mükelleftirler.
Hedy kurbanları da, kurbanlık olabilen hayvanlardan kesilir. Bunlardan deve veya sığır yedi kişi için, koyun veya keçi de bir kişi için kurban edilebilir. Hedy kurbanlarının mutlaka Kurban Bayramı’nın eyyâm-ı nahr denilen ilk üç günü içinde ve mutlaka Harem bölgesi sınırları içinde kesilmesi de vaciptir. Bu süre içinde kurbanını kesmeyenlerin, daha sonraki bir yıl, hacca giden bir yakınına bu kurbanın kesilmesi ve ayrıca bir de ceza kurbanı kesilmesi için gereken ücreti vermeleri icap eder.
Hedy kurbanlarının Mina’da kesilmesi efdaldir. Ancak bunlar Harem bölgesinin her yanında kesilebilirler.
Temettu ve kırân haccına niyet etmiş ve böylece ihramlanmış olan hacılar, kurbanlarını kesmeden tıraş olup ihramdan çıkamazlar. Bu kimseler önce şeytan taşlayacak, sonra kurban kesecek, sonra da tıraş olacaklardır. Bu sıraya uymak da vaciptir.
Hedy kurbanı bir şükür kurbanı sayıldığından onun etinden zengin ya da fakir herkes yiyebilir. Kesenler de yemekte serbesttirler.
Ceza olarak kesilen kurbanların etleri ise onu kestirenler, bakmakla yükümlü oldukları kimseler ve zenginler tarafından yenmez. Bunlar nezir kurbanı gibidirler ve sadece fakirlerin hakkı olurlar. Eğer ceza kurbanı kesen bir kimse onun etinden yemek isterse bedelini fakirlere tasadduk eder.
Hedy kurbanları ya hacılar tarafından yahut da vekilleri tarafından kesilirler. Kurbanının kesildiğine dair açık bir bilgisi olmayanların tıraş olup ihramdan çıkmaları caiz olmaz. Hacıların bu hususa da çok dikkat etmeleri icap eder.
Ceza kurbanları da mutlaka Harem bölgesi içinde kesilir. Ancak bunlar için belirli bir zaman kaydı yoktur. Senenin her gününde kesilebilirler.
Peygamber'in kurbanı
عَنْ أَنَسٍ رَضيَ اللهُ عنهُ قَالَ: ضَحَّى النَّبِيُّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ بِكَبْشَيْنِ أَمْلَحَيْنِ أَقْرَنَيْنِ، ذَبَحَهُمَا بِيَدِهِ، وَسَمَّى وَكَبَّرَ، وَوَضَعَ رِجْلَهُ عَلَى صِفَاحِهِمَا.
Enes -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- boynuzlu ve alaca renkli iki koçu kendi eliyle keserek kurban etti. Besmele çekti, tekbir getirdi ve keserken ayağını koçların sağ yanı üzerine koydu.
Tıraş ve ihramdan çıkış
Saçları tıraş etmek veya kısaltmak haccın vaciplerindendir. Umreye niyet edenler umre sa’yinden sonra, hacca niyet edenler ise Mina’da, bayramın birinci günü şeytanı taşladıktan ve kurbanı kestikten sonra saçlarını tıraş eder veya kısaltarak ihramdan çıkarlar.
Demek ki, önce şeytan taşlanacak, sonra kurban kesilecek ve nihayet tıraş olunacaktır. Bu sırayı takip etmek de vaciptir. Kurbanını kestikten sonra tıraş olmadan ihramdan çıkanlar, vacibi terk ettikleri için yeniden bir kurban kesmek zorunda kalırlar.
Saçın en az dörtte birinin kesilmesi de vaciptir. Buna “taksir” adı verilir. Saçın tamamının tıraş edilmesi ise daha faziletli olup, buna da “halk” denilir.
Saçının dörtte birinden azını kesen kimse vacibi terk ettiğinden kurban cezasına uğrar.
Şâfiî mezhebine göre üç tel de kesilse kifayet eder.
Kadınlar ihramdan çıkmak için saçlarının tamamının ucundan şehadet parmağının ilk boğumu uzunluğunda bir parça kesmekle yetinirler.
Tıraş, ihramın bütün yasaklarını (evlilik münasebeti müstesna) ortadan kaldırır. Ziyaret tavafından sonra cinsî münasebet de helal olur.
Halk veya taksir yalnız saç içindir. Sakal ve bıyık traşı bu konuda tıraş sayılmaz. Saç tıraşından önce kesilmesi cezayı gerektirir.
Başında tıraş edilecek hiçbir kılı olmayan kimse de ihramdan çıkabilmek için ustura veya makinayı çıplak başında gezdirir. Bunu yapmayanlar ceza kurbanı kesmek zorunda kalırlar.
Kendi taşlarını atmış ve kurbanını kesmiş olan kimseler hem kendilerini hem de birbirlerini tıraş edebilirler.
Tıraş olanlara dua
عن عبد الله بن عُمر رضي الله عنهما عن رسول الله صلى الله عليه وسلم أنه قال: «اللَّهُمَّ ارحم الْمُحَلِّقِينَ. قالوا: والْمُقَصِّرِينَ يا رسول الله؟ قال: اللهم ارحم الْمُحَلِّقِينَ. قالوا: والْمُقَصِّرِينَ يا رسول الله؟ قال: اللهم ارحم الْمُحَلِّقِينَ. قالوا: والْمُقَصِّرِينَ يا رسول الله؟ قال: والْمُقَصِّرِينَ».
Abdullah b. Ömer -radıyallahu anhumâ-'dan rivayet edildiğine göre:Rasulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- ''Allah'ım saçını (kazıtarak) tıraş edenlere rahmet et! diye dua etti.Sahabiler: Ey Allah'ın Rasulü! Kısaltanlara da (Allah'ın rahmetini dile) dediler. Allah'ım saçını tıraş edenlere rahmet et diye dua etti.Sahabiler: Ey Allah'ın Rasulü! Kısaltanlara da (Allah'ın rahmetini dile) dediler. Allah'ım saçını tıraş edenlere rahmet et diye dua etti.Sahabiler: Ey Allah'ın Rasulü! Kısaltanlara da (Allah'ın rahmetini dile) dediler. (Bunun üzerine Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem:) Saçlarını kısaltanlara da Allah rahmet eylesin buyurdu.''
Ziyaret tavafı ve sa'y
Şeytan taşlayan, kurban kesen ve nihayet tıraş olarak ihramdan çıkan hacılar mümkünse aynı gün içinde, değilse bayramın ilk üç günü içinde Kâbe’ye giderek Ziyaret tavafını ve daha önceden yapmamışlarsa sa’yi yapıp hac ibadetlerini tamamlarlar.
Ziyaret tavafı, haccın iki rüknünden biri ve farz olan tavaftır. Sahih olması için Arafat vakfesinden sonra yapılması ve niyet edilmesi icap eder. Bu tavafın vakti, bayramın ilk gününün şafak vaktinden başlayıp ömrün sonuna kadar devam eden süredir. Ancak Kurban Bayramı’nın ilk üç günü içinde yapılması vaciptir. Mazeret olmadan daha sonraya bırakılması hâlinde ceza olarak bir koyun veya keçi kurban etmek gerekir.
Bu süre içinde kadınlık hâlleri devam eden hanımlar, bir süre bekler ve temizlendikten sonra tavaf yaparlar. Gecikme sebebiyle kendilerine bir ceza gerekmez. Ancak mutlaka kendilerinin tavaf etmeleri şarttır. Birilerini vekil ederek bu tavafı yaptıramazlar. Hac, Ziyaret tavafı ve Vedâ tavafının yapılması ile son bulur.
Ziyaret tavafına niyet
اَللّٰهُمَّ إِنِّي أُرِيدُ طَوَافَ الْحَجِّ فَيَسِّرْهُ لِي وَتَقَبَّلْهُ مِنِّي.
Allah’ım! Hac tavafı yapmak istiyorum. Bunu bana kolaylaştır ve benden kabul eyle.
Hac sa'yine niyet
اَللّٰهُمَّ إِنِّي أُرِيدُ سَعْيَ الْحَجِّ فَيَسِّرْهُ لِي وَتَقَبَّلْهُ مِنِّي.
Allah’ım! Hac sa‘yi yapmak istiyorum. Bunu bana kolaylaştır ve benden kabul eyle.
Teşrik günleri: Mina'da cemreler
Ziyaret tavafının bayramın ilk üç günü içinde yapılması vaciptir. Bu tavafı ve sa’yi yapan hacılar tekrar Mina’ya dönerek, bayram günleri ve gecelerini Mina’da geçirirler. Bu sünnettir. Bayramın ikinci günü öğleden sonra tekrar cemrelere gidilir. Burada sırasına çok dikkat ederek önce küçük şeytana, sonra orta şeytana ve en sonra da büyük şeytana yedişerden yirmi bir taş daha atılır. Bu taşlamayı öğleden önce yapmak caiz değildir.
Bayramın üçüncü günü de yine öğleden sonra cemrelere gidilerek, küçük şeytandan başlamak üzere üç şeytan taşlanır. O gün hacılar isterlerse Mina’dan ayrılırlar. O gün Mina’dan ayrılmayanların dördüncü gün de şeytanları taşlamaları icap eder.
Şeytan taşlamak vacip olduğundan bunu yapmayan veya hastalığı, yahut yaşlılığı sebebiyle kendisi gidemediği hâlde vekillerine de taşlatmayan kimselerin ceza kurbanı kesmeleri gerekir.
Gücü yetenlerin bizzat taşlamaya katılmaları icap eder. Bunların vekil tayin etmeleri caiz olmaz.
Taşlama sırasında dikkat edilecek bazı hususlar da şunlardır:
Atılan taşların taş, tuğla, kiremit gibi toprak cinsinden olması gerekir. Tezek veya kemik gibi şeyler atılmaz.
Atılan taşların tekrar atılması, büyük bir taşın parçalanarak yedi taş hâline getirilmesi, her cemreye yediden fazla taş atılması, taşların bakladan yahut fındıktan daha iri olması ve kirli bulunması mekruhtur. Taşlama bittikten sonra artan taşlar bir kenara bırakılır. Onların gömülmesi veya saklanması icap etmez.
Taş atarken tekbir
يُكَبِّرُ كُلَّمَا رَمَى بِحَصَاةٍ عِنْدَ الجِمَارِ الثَّلَاثِ، ثُمَّ يَتَقَدَّمُ، وَيَقِفُ يَدْعُو مُسْتَقْبِلَ القِبْلَةِ، رَافِعًا يَدَيْهِ بَعْدَ الجَمْرَةِ الأُولَى وَالثَّانِيَةِ. أَمَّا جَمْرَةُ العَقَبَةِ فَيَرْمِيهَا وَيُكَبِّرُ عِنْدَ كُلِّ حَصَاةٍ وَيَنْصَرِفُ وَلَا يَقِفُ عِنْدَهَا
Cemrelere taş atarken her defasında tekbir getirir. Birinci ve ikinci cemreye taşları attıktan sonra öne doğru çıkarak durur;kıbleye yönelerek ellerini kaldırıp duâ eder.Akabe cemresine taşları atarken de her defasında tekbir getirir. Taşları attıktan sonra ise oradan ayrılır, cemrenin yanında durmaz.
Vedâ tavafı
Mîkât sınırları dışından gelen hacılar için vacip olan Vedâ tavafı Mina’da taşlar tamamen atıldıktan ve Mekke’den ayrılmadan önce yapılır.
Ziyaret tavafından sonra yapılan herhangi bir nafile tavaf, Veda tavafı yerine geçer. Mutlaka Vedâ tavafı diye niyet edilmesi şart değildir.
Ay hâli gören kadınlar Vedâ tavafını yapmadan Mekke’den ayrılacak olsalar bir cezaya uğramazlar.
Mekke’den ayrılmadan önce
عن عبد الله بن عبَّاس رضي الله عنهما قال: «أُمِرَ الناس أن يكون آخر عَهْدِهِمْ بالبيت، إلا أنه خُفِّفَ عن المرأة الحائض».
Abdullah b. Abbâs -radıyallahu anhumâ-'dan rivayet edildiğine göre o, şöyle demiştir: "İnsanlara (Mekke'den ayrılmadan önce) en son bulunacakları yerin Beytullah olması emri buyuruldu. Ancak hayızlı kadına ruhsat verildi."
Medine'ye varış
Medine görülünce
اَللّٰهُمَّ افْتَحْ عَلَيَّ أَبْوَابَ رَحْمَتِكَ ، وَارْزُقْنِي مَا رَزَقْتَهُ أَوْلِيَائَكَ وَ أَهْلَ طَاعَتِكَ ، وَاغْفِرْ لِي وَارْحَمْنِي يَا خَيْرَ مَسْؤُولٍ .
Medine-i Münevvere görülünce salat-ü selam artırılır. Ziyaretin dünya ve ahiret saadeti getirmesi için dua edilir. Bu çerçevede yapılabilecek dualardan biri şöyledir: Allah’ım bana, rahmet kapılarını aç. Veli ve muttaki kullarını nimetlendirdiklerinle beni de nimetlendir. Beni bağışla ve bana merhamet et. Ey kendisinden istekte bulunulanların en hayırlısı olan Allah’ım!
Mescid-i Nebevî
Mescid-i Nebevî’ye girerken
بِسْمِ اللهِ وَالصَّلَاةُ وَالسَّلَامُ عَلٰى رَسُولِ اللهِ اَللّٰهُمَّ إِنِّي أَسْأَلُكَ مِنْ فَضْلِكَ ، اَللّٰهُمَّ اعْصِمْنِي مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ.
Bismillah ves-Salâtu ves’selâmu alâ Resûlillah. Allah’ım! Bana lütfundan ve nimetlerinden bahşetmeni istiyorum. Allah’ım! Rahmetinden kovulmuş olan şeytanın şerrinden sana sığınıyorum.
Mescid-i Nebevî’de
أَحْمَدُكَ اَللّٰهُمَّ أَبْلَغَ الْحَمْدِ عَلٰى جَمِيعِ نِعَمِكَ ، وَ أَسْأَلُكَ الْمَزِيدَ مِنْ فَضْلِكَ وَ كَرَمِكَ . وَ أَشْهَدُ أَنْ لَٓا إِلٰهَ إِلَّا اللهُ الْعَلِيُّ الْعَظِيمُ ، اَلْوَاحِدُ الصَّمَدُ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ ، وَ أَشْهَدُ أَنَّ مُحَمَّدًا عَبْدُهُ وَ رَسُولُهُ ، وَ صَفِيُّهُ وَ حَبِيبُهُ وَ خَلِيلُهُ ، أَفْضَلُ الْمَخْلُوقِينَ ، وَ أَكْرَمُ السَّابِقِينَ وَاللّٰاحِقِينَ. رَبَّنَآ اٰمَنَّا بِمَآ أَنْزَلْتَ وَاتَّبَعْنَا الرَّسُولَ ، فَاكْتُبْنَا مَعَ الشَّاهِدِينَ . رَبَّنَآ إِنَّنَا سَمِعْنَا مُنَادِيًا يُنَادِي لِلْإِيمَانِ أَنْ اٰمِنُوا بِرَبِّكُمْ فَاٰمَنَّا ، رَبَّنَا فَاغْفِرْ لَنَا ذُنُوبَنَا وَ كَفِّرْ عَنَّا سَيِّئَاتِنَا وَ تَوَفَّنَا مَعَ الْأَبْرَارِ . رَبَّنَا وَ اٰتِنَا مَا وَعَدْتَنَا عَلٰى رُسُلِكَ ، وَلَا تُخْزِنَا يَوْمَ الْقِيَامَةِ ، إِنَّكَ لَا تُخْلِفُ الْمِيعَادَ . اَللّٰهُمَّ إِنِّي أَسْأَلُكَ خَيْرَ مَا سَأَلَكَ عَبْدُكَ وَ رَسُولُكَ مُحَمَّدٌ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَ سَلَّمَ ، وَ أَعُوذُ بِكَ مِنْ شَرِّ مَا اسْتَعَاذَ مِنْهُ عَبْدُكَ وَ رَسُولُكَ مُحَمَّدٌ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَ سَلَّمَ . اَللّٰهُمَّ أَحْيِنِي عَلٰى سُنَّةِ نَبِيِّكَ مُحَمَّدٍ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَ سَلَّمَ وَ تَوَفَّنِي عَلٰى مِلَّتِهِ ، وَ أَعِذْنِي مِنْ مُضِلَّاتِ الْفِتَنِ . اَللّٰهُمَّ صَلِّ عَلٰى مُحَمَّدٍ وَ عَلٰى آلِ مُحَمَّدٍ كَمَا صَلَّيْتَ عَلٰى إِبْرَاهِيمَ وَ عَلٰى آلِ إِبْرَاهِيمَ إِنَّكَ حَمِيدٌ مَجِيدٌ . اَللّٰهُمَّ بَارِكْ عَلٰى مُحَمَّدٍ وَ عَلٰى آلِ مُحَمَّدٍ كَمَا بَارَكْتَ عَلٰى إِبْرَاهِيمَ وَ عَلٰى آلِ إِبْرَاهِيمَ إِنَّكَ حَمِيدٌ مَجِيدٌ .
Allah’ım ihsan ettiğin bütün nimetlerden dolayı Sana sonsuz hamd eder lütuf ve keremini artırmanı niyaz ederim. Yüce, tek, Samed, üstün ve hikmet sahibi Allah’ım, Senden başka hiçbir ilâh olmadığına şehadet ederim. Ve ben Hz. Muhammed’in (s.a.s) Allah’ın kulu, elçisi, tertemiz kılıp seçtiği, habibi, halili, tüm yaratılmışların en faziletlisi ve mahlûkatın en şereflisi olduğuna da şehadet ederim. Rabbimiz! İndirdiğine inandık ve peygambere tâbi olduk; artık bizi şahitlerle beraber yaz. Rabbimiz! Doğrusu biz ‘Rabbinize inanın!’ diyerek, imana çağıran bir davetçiyi işitip iman ettik. Rabbimiz! Günahlarımızı bağışla, kötülüklerimizi sil ve bize iyilerin ölümünü nasip et. Rabbimiz! Peygamberlerin aracılığıyla bize vaad ettiklerini ver; kıyamet gününde bizi rezil etme. Sen asla sözünden caymazsın. Allah’ım! Kulun ve elçin Muhammed’in (s.a.s.) senden istediği tüm hayırları bana da lütfetmeni niyaz ediyorum. Kulun ve elçin Muhammed’,n (s.a.s.) sığındığı tüm şerlerden de sana sığınıyorum. Allah’ım! Bana peygamberinin Muhammed’in (s.a.s.) sünneti üzere yaşamayı ve onun dini üzere sana kavuşmayı nasip et. Fitnelerin yoldan çıkarmasından beni muhafaza et. Allâhumme salli alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ salleyte alâ İbrahime ve alâ âli İbrahim. İnneke hamîdun mecîd. Allâhumme bârik alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ bârektete alâ İbrahime ve alâ âli İbrahim. İnneke hamîdun mecîd.
Resûlullah'a ve iki arkadaşına selam
4- Namaz kıldıktan sonra Peygamber Salallahu aleyhi vesellem’in kabrini ziyaret etmek isterse edeb ve vakar ile kabrinin önünde durur, alçak sesle Peygamber Salallahu aleyhi vesellem’e şu sözlerle selam verir:
“Esselâmu aleyke eyyuhennebiyyu ve rahmetullâhi ve berekâtuhû, Allâhumme salli alâ muhammedin ve alâ âli muhammed, kemâ salleyte alâ ibrâhîme ve alâ âli ibrâhîme inneke hamîdun mecîd. Allâhumme bârik alâ muhammedin ve alâ âli muhammed, kemâ bârekete alâ ibrahîme ve alâ âli ibrâhîme inneke hamîdun mecîd.”
: “Selam sana ey peygamber! Allah’ın rahmet ve bereketleri de üzerine olsun. Allah’ım, Muhammed’e ve onun aile halkına, İbrahim’e ve İbrahim’in aile halkına salat getirdiğin gibi salat getir. Şüphesiz ki sen her türlü hamde layıksın, şanı pek yüce olansın. Allah’ım, Muhammed’e ve Muhammed’in aile halkına, İbrahim’e ve İbrahim’in aile halkına bereketler ihsan ettiğin gibi, bereketler ihsan et. Şüphesiz ki sen her türlü hamde layıksın, şanı pek yüce olansın.” Yahutta şöyle der:
“Esselamu aleyke yâ rasûlallah ve rahmetullâhi ve berekâtuh.”
: “Selam sana ey Allah’ın Rasûlü! Allah’ın rahmet ve bereketleri senin üzerine olsun.” Çünkü Peygamber Salallahu aleyhi vesellem şöyle buyurmuştur:
“Bir kişi bana selam verdi mi mutlaka Allah bana ruhumu tekrar geri iade eder ve ben de onun selamını alırım.”
5- Sonra biraz sağa doğru çekilir ve Ebu Bekir es-Sıddîk Radiyallahu anh’a selam verir. Ona uygun şekilde dua eder. Sonra yine biraz daha sağa çekilir. Ömer b. el-Hattab Radiyallahu anh’a selam verir, Allah’tan ona razılık diler, ona dua eder. İbn Ömer radiyallahu anhuma, Rasûlullah Salallahu aleyhi vesellem ve iki arkadaşına selam verdi mi çoğunlukla sadece şunları söylerdi: es-Selamu aleyke ya Rasûllallah, es-Selamu aleyke ya Eba Bekr, es-Selamu aleyke ya ebetah. (Selam sana ey Allah’ın Rasûlü, selam sana ey Ebu Bekir, selam sana ey babam) der, sonra giderdi. Herhangi bir kimsenin hücreye elini sürmek yahut etrafında dolaşmak suretiyle Allah’a yakınlaşmaya kalkışması caiz değildir. Allah Rasûlünden herhangi bir ihtiyacını gidermesini, hastasına şifa vermesini ve benzer şeyler yapmasını istemesi de caiz değildir. Çünkü bütün bunlar sadece Allah’tan istenecek şeylerdir.
Mescid-i Nebevî'den ayrılırken
Mescid-i Nebevî’den çıkarken
اللَّهُمَّ إنِّي أَسْألُكَ حُبَّكَ ، وَحُبَّ مَنْ يُحِبُّكَ ، وَالعَمَلَ الَّذِي يُبَلِّغُنِي حُبَّكَ ، اللَّهُمَّ اجْعَلْ حُبَّكَ أَحَبَّ إلَيَّ مِنْ نَفْسِي وَ أَهْلِي ، وَمِنَ المَاءِ البَارِدِ. اللَّهُمَّ إنِّي أَسْألُكَ حُبَّ مَلَائِكَتَكَ وَ أَنْبِيَائَكَ وَ رُسُلَكَ وَ عِبَادَكَ الصَّالِحِينَ . اَللّٰهُمَّ حَبِّبْنَا إِلَيْكَ وَ إِلٰى مَلَائِكَتِكَ وَ إِلٰى أَنْبِيَائِكَ وَ رُسُلِكَ وَ إِلٰى عِبَادِكَ الصَّالِحِينَ. اَللّٰهُمَّ يَسِّرْنَا لِلْيُسْرٰى ، وَ جَنِّبْنَا الْعُسْرٰى ، وَاغْفِرْ لَنَا فِي الْاٰخِرَةِ وَالْأُولٰى ، وَاجْعَلْنَا مِنْ أَئِمَّةِ الْمُتَّقِينَ. اَللّٰهُمَّ لاَ تَجْعَلْ هٰذَا اٰخِرَ الْعَهْدِ بِحَرَمِ رَسُولِكَ ، وَ يَسِّرْ لِي الْعَوْدَ إِلَى الْحَرَمَيْنِ سَبِيلًا سَهْلَةً بِمَنِّكَ وَ فَضْلِكَ ، وَارْزُقْنِي الْعَفْوَ وَالْعَافِيَةَ فِي الدُّنْيَا وَ الْاٰخِرَةِ ، وَ رُدَّنَا إِلٰى أَوْطَانِنَا سَالِمِينَ غَانِمِينَ اٰمِنِينَ. اَللّٰهُمَّ لَكَ أَسْلَمْتُ وَ عَلَيْكَ تَوَكَّلْتُ وَ بِكَ اٰمَنْتُ وَإِلَيْكَ حَاكَمْتُ ، فَاغْفِرْ لِي مَا قَدَّمْتُ وَ مَا أَخَّرْتُ وَ مَا أَسْرَرْتُ وَمَا أَعْلَنْتُ ، أَنْتَ رَبِّى لَٓا إِلٰهَ إِلَّا أَنْتَ . رَبَّنَا اغْفِرْ لَنَا وَ لِإِخْوَانِنَا الَّذِينَ سَبَقُونَا بِالْإِيمَانِ ، وَلَا تَجْعَلْ فِي قُلُوبِنَا غِلًّا لِلَّذِينَ اٰمَنُوا ، رَبَّنَآ إِنَّكَ رَؤُوفٌ رَحِيمٌ . رَبَّنَآ اٰتِنَا فِي الدُّنْيَا حَسَنَةً وَ فِي اْلاٰخِرَةِ حَسَنَةً وَ قِنَا عَذَابَ النَّارِ .
Mescid-i Nebevî’den ve Medine’den ayrılacağı zaman Mescid-i Nebevî’de iki rekât namaz kılarak bolca dua edip Rasûlullah’a (s.a.s.) bolca salâvat getirmesi güzel olur. Ayrılırken şöyle dua edilebilir: Ey yüce Rabbim! Senin sevgini niyaz ediyorum. Seni seven kullarının sevgisini de istiyorum. Ve beni Senin sevgine yaklaştıracak güzel ameller istiyorum. Allah’ım! Senin sevgini; canımdan, ailemden ve hararetten sonra içilen soğuk sudan bile daha tatlı, daha üstün kıl. Allah’ım! Bana, meleklerini, peygamberlerini, elçilerini ve salih kullarını sevmeyi de nasip et. Allah’ım! Bize sevgini lütfet. Meleklerin, peygamberlerin, elçilerin ve salih kulların tarafından da sevilmeyi ihsan et. Allah’ım! Bizi kolaylıklara eriştir, zorluğu bizden uzaklaştır. Bizi dünyada ve ahirette bağışla. Bizi takva sahiplerine önder eyle. Allah’ım! Resul’ünün harem-i şerifi olan Medine-i Münevvere ziyaretimi son ziyaretim kılma. Lütfun ve ihsanınla Haremeyn-i Şerifeyn’in olduğu iki kutlu belden olan, Mekke-i Mükerreme’ye ve Medine-i Münevvere’ye tekrar gelmemi kolaylaştır. Bana dünyada ve ahirette sağlık ve bereket ihsan eyle. Allah’ım! Bizleri, memleketlerimize umrenin feyiz ve bereketini elde etmiş olarak sağ salim ve güvenlik içinde, dönmeyi nasip eyle. Allah’ım! Sana teslim oldum. Yalnızca Sana tevekkül ettim. Sana iman ettim ve sadece Senin hükmüne başvurdum. Geçmişte işlediğim ve gelecekte işleyebileceğim gizli ve açık bütün günahlarımı bağışla. Sen benim Rabbimsin. Senden başka hiçbir ilah yoktur. Ey Rabbimiz! Bizi ve bizden önce iman etmiş olan kardeşlerimizi bağışla. Kalplerimizde, iman edenlere karşı hiçbir kin bırakma. Ey Rauf ve Rahîm olan Rabbimiz! Şüphesiz sen, çok esirgeyici ve çok merhametlisin. Rabbenâ âtina fid'dunyâ haseneten ve fil'âhirati haseneten ve kınâ azâbennâr. Rabbimiz! Bize dünyada da ahirette de güzellikler ver. Bizi cehennem azabından koru.
Kabristan ziyareti
Kabristan ziyaretinde
اَلسَّلَامُ عَلَيْكُمْ دَارَ قَوْمٍ مُؤْمِنِينَ ، وَ إِنَّا إِنْ شَآءَ اللهُ بِكُمْ لَاحِقُونَ ، أَنْتُمْ سَلَفُنَا وَ نَحْنُ بِالْإِثْرِ ، يَغْفِرُ اللهُ لَنَا وَ لَكُمْ ، وَ يَرْحَمُ اللهُ الْمُسْتَقْدِمِينَ مِنْكُمْ وَالْمُسْتَأْخِرِينَ ، نَسْأَلُ اللهَ لَنَا وَ لَكُمْ الْعَافِيَةَ. اَللّٰهُمَّ اغْفِرْ لِحَيِّنَا وَ مَيِّتِنَا ، وَ شَاهِدِنَا وَ غَائِبِنَا ، وَ صَغِيرِنَا وَ كَبِيرِنَا ، وَ ذَكَرِنَا وَ أُنْثَانَا ، اَللّٰهُمَّ مَنْ أَحْيَيْتَهُ مِنَّا فَأَحْيِهِ عَلَى الْإِسْلَامِ ، وَ مَنْ تَوَفَّيْتَهُ مِنَّا فَتَوَفَّهُ عَلَى الْإِيمَانِ. اَللّٰهُمَّ ارْضَ عَنْهُمْ وَارْفَعْ دَرَجَتَهُمْ ، وَ أَكْرِمْ مَقاَمَهُمْ ، وَ أَجْزِلْ ثَوَابَهُمْ. اَللّٰهُمَّ لاَ تَحْرِمْنَا أَجْرَهُمْ ، وَلَا تَفْتِنَّا بَعْدَهُمْ. اَلسّلَامُ عَلَيْكُمْ بِمَا صَبَرْتُمْ ، فَنِعْمَ عُقْبَى الدَّارِ .
Selam size, ey mü’minler yurdunun sakinleri. Siz bizden önce gelip geçtiniz. İnşallah biz de size katılacağız. Biz de sizin peşinizden geleceğiz. Allah bizi de sizi de bağışlasın. Rabbim bizlere de sizlere de af ve afiyet ihsan etsin. Sizden öncekilere de sonrakilere de Allah rahmet eylesin. Allah’ım; ölülerimizi, dirilerimizi; burada bulunanları, bulunmayanları; küçüklerimizi, büyüklerimizi; erkeklerimizi ve kadınlarımızı bağışla. Bizden hayat verdiklerini İslam üzere yaşat, vefat ettirdiklerini de imanla vefat ettir. Allah’ım onlardan razı ol, derecelerini yükselt, makamlarını mübarek kıl. Ey ikram edenlerin en cömerdi olan Allah’ım, lütfunla ve kereminle onların mükâfatlarını bol eyle. Allah’ım! Onlara bahşettiğin mükâfatlardan bizleri mahrum eyleme. Onlardan sonra bizleri fitneye düşürme. Ahiret yurdu ne güzel bir yurttur. Sabrettiklerinizden dolayı sizlere selam olsun.