Haccın sıfatı ve Mekke'ye giriş
Hac
وَعَنْ جَابِرِ بْنِ عَبْدِ اَللَّهِ رَضِيَ اَللَّهُ عَنْهُمَا: أَنَّ رَسُولَ اَللَّهِ - صلى الله عليه وسلم - حَجَّ, فَخَرَجْنَا مَعَهُ, حَتَّى أَتَيْنَا ذَا الْحُلَيْفَةِ, فَوَلَدَتْ أَسْمَاءُ بِنْتُ عُمَيْسٍ, فَقَالَ: " اِغْتَسِلِي وَاسْتَثْفِرِي بِثَوْبٍ, وَأَحْرِمِي " وَصَلَّى رَسُولُ اَللَّهِ - صلى الله عليه وسلم - فِي اَلْمَسْجِدِ, ثُمَّ رَكِبَ اَلْقَصْوَاءَ حَتَّى إِذَا اِسْتَوَتْ بِهِ عَلَى اَلْبَيْدَاءِ أَهَلَّ بِالتَّوْحِيدِ: " لَبَّيْكَ اَللَّهُمَّ لَبَّيْكَ, لَبَّيْكَ لَا شَرِيكَ لَكَ لَبَّيْكَ, إِنَّ اَلْحَمْدَ وَالنِّعْمَةَ لَكَ وَالْمُلْكَ, لَا شَرِيكَ لَكَ ". حَتَّى إِذَا أَتَيْنَا اَلْبَيْتَ اِسْتَلَمَ اَلرُّكْنَ, فَرَمَلَ ثَلَاثًا وَمَشَى أَرْبَعًا, ثُمَّ أَتَى مَقَامَ إِبْرَاهِيمَ فَصَلَّى, ثُمَّ رَجَعَ إِلَى اَلرُّكْنِ فَاسْتَلَمَهُ. ثُمَّ خَرَجَ مِنَ اَلْبَابِ إِلَى اَلصَّفَا, فَلَمَّا دَنَا مِنَ اَلصَّفَا قَرَأَ: " إِنَّ اَلصَّفَا وَاَلْمَرْوَةَ مِنْ شَعَائِرِ اَللَّهِ " " أَبْدَأُ بِمَا بَدَأَ اَللَّهُ بِهِ " فَرَقِيَ اَلصَّفَا, حَتَّى رَأَى اَلْبَيْتَ, فَاسْتَقْبَلَ اَلْقِبْلَةَ فَوَحَّدَ اَللَّهَ وَكَبَّرَهُ وَقَالَ: " لَا إِلَهَ إِلَّا اَللَّهُ وَحْدَهُ لَا شَرِيكَ لَهُ, لَهُ اَلْمُلْكُ, وَلَهُ اَلْحَمْدُ, وَهُوَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ, لَا إِلَهَ إِلَّا اَللَّهُ حَتَّى إِذَا صَعَدَتَا مَشَى إِلَى اَلْمَرْوَةِ فَفَعَلَ عَلَى اَلْمَرْوَةِ, كَمَا فَعَلَ عَلَى اَلصَّفَا … - فَذَكَرَ اَلْحَدِيثَ. وَفِيهِ: فَلَمَّا كَانَ يَوْمَ اَلتَّرْوِيَةِ تَوَجَّهُوا إِلَى مِنَى, وَرَكِبَ رَسُولُ اَللَّهِ - صلى الله عليه وسلم - فَصَلَّى بِهَا اَلظُّهْرَ, وَالْعَصْرَ, وَالْمَغْرِبَ, وَالْعِشَاءَ, وَالْفَجْرَ, ثُمَّ مَكَثَ قَلِيلاً حَتَّى طَلَعَتْ اَلشَّمْسُ، فَأَجَازَ حَتَّى أَتَى عَرَفَةَ, فَوَجَدَ اَلْقُبَّةَ قَدْ ضُرِبَتْ لَهُ بِنَمِرَةَ فَنَزَلَ بِهَا. حَتَّى إِذَا زَاغَتْ اَلشَّمْسُ أَمَرَ بِالْقَصْوَاءِ, فَرُحِلَتْ لَهُ, فَأَتَى بَطْنَ اَلْوَادِي, فَخَطَبَ اَلنَّاسَ. ثُمَّ أَذَّنَ ثُمَّ أَقَامَ, فَصَلَّى اَلظُّهْرَ, ثُمَّ أَقَامَ فَصَلَّى اَلْعَصْرَ, وَلَمْ يُصَلِّ بَيْنَهُمَا شَيْئًا. ثُمَّ رَكِبَ حَتَّى أَتَى اَلْمَوْقِفَ فَجَعَلَ بَطْنَ نَاقَتِهِ اَلْقَصْوَاءِ إِلَى الصَّخَرَاتِ, وَجَعَلَ حَبْلَ اَلْمُشَاةِ بَيْنَ يَدَيْهِ وَاسْتَقْبَلَ اَلْقِبْلَةَ, فَلَمْ يَزَلْ وَاقِفاً حَتَّى غَرَبَتِ اَلشَّمْسُ, وَذَهَبَتْ اَلصُّفْرَةُ قَلِيلاً, حَتَّى غَابَ اَلْقُرْصُ, وَدَفَعَ, وَقَدْ شَنَقَ لِلْقَصْوَاءِ اَلزِّمَامَ حَتَّى إِنَّ رَأْسَهَا لَيُصِيبُ مَوْرِكَ رَحْلِهِ, وَيَقُولُ بِيَدِهِ اَلْيُمْنَى: " أَيُّهَا اَلنَّاسُ, اَلسَّكِينَةَ, اَلسَّكِينَةَ ", كُلَّمَا أَتَى حَبْلاً أَرْخَى لَهَا قَلِيلاً حَتَّى تَصْعَدَ. حَتَّى أَتَى اَلْمُزْدَلِفَةَ, فَصَلَّى بِهَا اَلْمَغْرِبَ وَالْعِشَاءَ, بِأَذَانٍ وَاحِدٍ وَإِقَامَتَيْنِ, وَلَمْ يُسَبِّحْ بَيْنَهُمَا شَيْئًا, ثُمَّ اِضْطَجَعَ حَتَّى طَلَعَ اَلْفَجْرُ, فَصَلَّى اَلْفَجْرَ, حِينَ تَبَيَّنَ لَهُ اَلصُّبْحُ بِأَذَانٍ وَإِقَامَةٍ ثُمَّ رَكِبَ حَتَّى أَتَى اَلْمَشْعَرَ اَلْحَرَامَ, فَاسْتَقْبَلَ اَلْقِبْلَةَ, فَدَعَاهُ, وَكَبَّرَهُ, وَهَلَّلَهُ فَلَمْ يَزَلْ وَاقِفًا حَتَّى أَسْفَرَ جِدًّا. فَدَفَعَ قَبْلَ أَنْ تَطْلُعَ اَلشَّمْسُ, حَتَّى أَتَى بَطْنَ مُحَسِّرَ فَحَرَّكَ قَلِيلاً، ثُمَّ سَلَكَ اَلطَّرِيقَ اَلْوُسْطَى اَلَّتِي تَخْرُجُ عَلَى اَلْجَمْرَةِ اَلْكُبْرَى, حَتَّى أَتَى اَلْجَمْرَةَ اَلَّتِي عِنْدَ اَلشَّجَرَةِ, فَرَمَاهَا بِسَبْعِ حَصَيَاتٍ, يُكَبِّرُ مَعَ كُلِّ حَصَاةٍ مِنْهَا, مِثْلَ حَصَى اَلْخَذْفِ, رَمَى مِنْ بَطْنِ اَلْوَادِي، ثُمَّ اِنْصَرَفَ إِلَى اَلْمَنْحَرِ, فَنَحَرَ، ثُمَّ رَكِبَ رَسُولُ اَللَّهِ - صلى الله عليه وسلم - فَأَفَاضَ إِلَى اَلْبَيْتِ, فَصَلَّى بِمَكَّةَ اَلظُّهْرَ رَوَاهُ مُسْلِمٌ مُطَوَّلاً .
«Câbir ibni Abdullah radıyallahü anhüma'dan rivayet olunmuştur, (demiştir ki): Resûlüllah Sallallahü aleyhi ve sellem, Hacca gitti. Biz de onunla beraber (Medine'den) çıktık. Zülhüleyfe'ye vardığımız zaman Esma binti Umeys doğurdu. Bunun üzerine Peygamber Sallallahü aleyhi ve sellem (kendisine,) : — Yıkan da bir elbiseden bağ yap ve ihramlan» dedi. Ve Peygamber Sallallahü aleyhi ve sellem, namazı mescidde kıldı sonra (devesi) Kasva'ya bindi. Hayvan kendisini Beyda' düzüne çıkarınca Peygamber Sallallahü aleyhi ve sellem, tevhidi gürletti: — Tekrar tekrar icabet sana Yâ Rabbi! tekrar tekrar icabet sana... tekrar tekrar icabet sana. Senin için şerik yoktur. Tekrar tekrar icabet sana... Şüphesiz hamd-ü ni'met senindir. Mülk de, (senin) senin için şerik yoktur; (böylece) beyte vardığımızda rüknü istilâm etti. Müteakiben (beytullâh'-ın etrafında) üç defa remel yaptı. Dört defa da yürüdü. Sonra Makam-ı İbrahim'e gelerek (tavaf) namaz (mı) kıldı. Ve (tekrar) rükne dönerek onu istilâm etti. Sonra (harem) kapı (sın) dan Safa'ya çıktı Safa'ya yaklaşınca «Şüphesiz ki Safa ile Merve Allah'ın şeâirindendir.» (âyetin)i okudu : — (sa'ye) Allah'ın başladığından başlıyorum; (dedi) ve hemen Safa'ya çıktı. Beyti görünce kıbleye karşı döndü. Allah'ı birledi ve tekbîr aldı ve: — Bir Allah'dan başka ilâh yoktur. Vaadini yerine getirdi. (Peygamber) kuluna yardım etti, (Hendek harbinde) yalnız başına hizipleri bozguna uğrattı; dedi. Sonra bu arada üç defa dua etti. Sonra Safa'dan inerek Merve'ye gitti. Tâ ki ayakları vadinin ortasında karar kılınca, (bu sefer sa' yaptı. Vâdi'nin ortasından) çıktığı zaman Merve'ye doğru yürüdü. Merve'de dahi Safa'da yaptığını yaptı.» (Câbir) müteakiben hadîsin geri kalanını zikretmiştir. Bu hadîste (şu da vardır) : «Terviye günü gelince ashâb Mina'ya yollandılar. Resûlüllah (S.A.V.) de bindi (yürüdü,). Ve öğleyi, ikindiyi, akşamı, yatsıyı ve sabah namazını orada kıldı. Sonra biraz eğlendi. Tâki güneş doğunca (Müzdelife'yi) geçerek Arafat'a (yakın bir yere) geldi. Ve küçük çadırı kendisine Nemire'ye kurulmuş buldu ve hemen oraya indi. Güneş devrildikten sonra Kasva'yı getirmelerini emretti. Hayvanı semerlediler. Bunu müteakip, Batn-ı vâdîye geldi. Ve (orada) nâs'a hutbe okudu. Sonra ezan okudu. Ve ikamet getirdi. Badehu öğleyi kıldı. Sonra ikamet getirerek ikindiyi (öğle vaktinde) kıldı. Aralarında başka namaz kılmadı. Sonra (hayvanına) bindi ve vakfe yerine geldi. Devesi kasvanın karnını kayalara doğru çevirdi de, kumdaki yolunu önüne aldı ve kıbleye döndü. Artık tâ güneş kavuşup biraz sarılığı gidinceye kadar (orada,) devamlı durdu. Nihayet güneş kayboldu ve (hayvanı) sürdü. Kasva'nın yedeğini o derece kasmıştı ki hayvanın başı (adetâ) semerinin ön tarafındaki ayak yerine dokunuyordu. Sağ eliyle de (işâret ederek) : — Ey nâs! vekar ve sekîneti muhafaza ediniz» diyordu. Bir kum yığınına geldikçe onun üzerine çıkıncaya kadar hayvanın yedeğini bir parça gevşetiyordu. Nihayet Müzdelife'ye geldi. Orada akşam namazı ile yatsıyı bir ezan ve iki ikametle kıldı. Aralarında başka namaz kılmadı. Sonra fecir doğuncaya kadar uzanıp yattı. Müteakiben sabah olduğu anlaşılır anlaşılmaz sabah namazını bir ezan ve ikametle kıldı. Sonra hayvanına binerek meş'ar-i haram'a geldi (yine) kıbleye karşı dönerek duâ etti. Tekbîr ve tehlîl getirdi. Ve sabah iyice aydınlanıncaya kadar (orada) durmakta devam etti. Badehu güneş doğmadan önce (hayvanını) sürerek Batn-ı Muhassire geldi, (orada) hayvanını bir parça hızlandırdı. Bundan sonra Cemre-i Kübrâ'ya çıkan orta yolu tuttu. Nihayet ağacın yanındaki cemreye geldi ve oraya yedi taş attı. Her taşı atarken tekbîr getiriyordu. Her taş (bakla tanesi büyüklüğündeki) hazef taşı kadardı, (taşları) vadinin dibinden attı. Sonra kurban yerine gitti, ve deve boğazladı. Bundan sonra Resûlüllah Sallallahü aleyhi ve sellem, (hayvanına binerek) Beytullâh'a doğru akın etti. Ve öğleyi Mekke'de kıldı.» Bu hadîsi uzun uzadıya Müslim rivayet etmiştir.
وَعَنْ جَابِرٍ - رضى الله عنه - قَالَ: قَالَ رَسُولُ اَللَّهِ - صلى الله عليه وسلم - نَحَرْتُ هَاهُنَا, وَمِنًى كُلُّهَا مَنْحَرٌ, فَانْحَرُوا فِي رِحَالِكُمْ, وَوَقَفْتُ هَاهُنَا وَعَرَفَةُ كُلُّهَا مَوْقِفٌ, وَوَقَفْتُ هَاهُنَا وَجَمْعٌ كُلُّهَا مَوْقِفٌ رَوَاهُ مُسْلِمٌ .
«Câbir radıyallahü anh'den rivayet edilmiştir. Demiştir ki: Resûlüllah Sallallahü aleyhi ve sellem : — Ben şurada kurban kestim; Mina'nın her tarafı kurban kesecek yerdir. Binaenaleyh siz konakladığınız yerde kurban kesin. Ben şurada vakfe yaptım. Arafat'ın her tarafı vakfe yeridir. Şurada dahi vakfe yaptım. Cem'in her tarafı vakfe yeridir; buyurdular.» Bu hadîsi Müslim rivayet etmiştir.
وَعَنْ عَائِشَةَ رَضِيَ اَللَّهُ عَنْهَا: أَنَّ اَلنَّبِيَّ - صلى الله عليه وسلم - لَمَّا جَاءَ إِلَى مَكَّةَ دَخَلَهَا مِنْ أَعْلَاهَا, وَخَرَجَ مِنْ أَسْفَلِهَا مُتَّفَقٌ عَلَيْهِ .
«Âişe radıyallahü anha'dan rivayet olunduğuna göre Peygamber Sallallahü aleyhi ve sellem, Mekke'ye geldiği vakit, ona üst tarafından girmiş, alt tarafından çıkmıştır.» Bu hadîs, müttefekun aleyh'dir.
وَعَنْ اِبْنِ عُمَرَ رَضِيَ اَللَّهُ عَنْهُمَا: أَنَّهُ كَانَ لَا يَقْدُمُ مَكَّةَ إِلَّا بَاتَ بِذِي طُوَى حَتَّى يُصْبِحَ وَيَغْتَسِلَ, وَيَذْكُرُ ذَلِكَ عِنْدَ اَلنَّبِيِّ - صلى الله عليه وسلم - مُتَّفَقٌ عَلَيْهِ .
«İbni Ömer radıyallahü anhüma'dan rivayet olunduğuna göre kendisi sabaha kadar Zü-tuva'da geceleyip yıkanmadıkça Mekke'ye girmezdi ve bunu Peygamber Sallallahü aleyhi ve sellem'den rivayet ederdi.» Bu hadîs, müttefekun aleyh'dir.
وَعَنْ اِبْنِ عَبَّاسٍ رَضِيَ اَللَّهُ عَنْهُمَا: أَنَّهُ كَانَ يُقَبِّلُ اَلْحَجَرَ اَلْأَسْوَدَ وَيَسْجُدُ عَلَيْهِ رَوَاهُ اَلْحَاكِمُ مَرْفُوعًا, وَالْبَيْهَقِيُّ مَوْقُوفًا .
«İbni Abbas radıyallahü anhüma'dan rivayet olunduğuna göre, kendisi hacer-i esved'i öper ve üzerine secde edermiş.» Bu hadîsi, Hâkim merfu'; Beyhakî mevkuf olarak rivayet etmişlerdir.
وَعَنْهُ قَالَ: أَمَرَهُمْ اَلنَّبِيُّ - صلى الله عليه وسلم - أَنْ يَرْمُلُوا ثَلَاثَةَ أَشْوَاطٍ وَيَمْشُوا أَرْبَعًا, مَا بَيْنَ اَلرُّكْنَيْنِ مُتَّفَقٌ عَلَيْهِ .
«(buda) ondan rivayet olmuştur. Radıyallahü anh. Demiştir ki : Peygamber Sallallahü aleyhi ve sellem, ashabına : (tavafta); iki rüknün arasında üç şavtta remel yapmalarını, dört şavtta (âdi yürüyüşle) yürümelerini emretti.» Hadîs, müttefekun aleyh'dir.
وَعَنْهُ قَالَ: لَمْ أَرَ رَسُولَ اَللَّهِ - صلى الله عليه وسلم - يَسْتَلِمُ مِنْ اَلْبَيْتِ غَيْرَ اَلرُّكْنَيْنِ اَلْيَمَانِيَيْنِ رَوَاهُ مُسْلِمٌ .
(Bu da) İbni Abbas radıyallahü anh'den rivayet olunmuştur. Demiştir ki: Resûlüllah Sallallahü aleyhi ve sellem'i beyt-i şerîfin iki yemâni rüknünden başka bir yerini istilâm ederken görmedim.» Bu hadîsi, Müslim rivayet etmiştir.
وَعَنْ عُمَرَ - رضى الله عنه - أَنَّهُ قَبَّلَ اَلْحَجَرَ فَقَالَ: إِنِّي أَعْلَمُ أَنَّكَ حَجَرٌ لَا تَضُرُّ وَلَا تَنْفَعُ, وَلَوْلَا أَنِّي رَأَيْتُ رَسُولَ اَللَّهِ - صلى الله عليه وسلم - يُقَبِّلُكَ مَا قَبَّلْتُكَ مُتَّفَقٌ عَلَيْهِ .
«Ömer radıyallahü anh'den rivayet olunduğuna göre, kendisi hacer-i esved'i öpmüş ve : Ben pek âlâ biliyorum ki, sen zarar ve fayda vermez bir taşsın. Eğer Resûlüllah Sallallahü aleyhi ve sellem'i, seni öperken görmüş olmasaydım seni öpmezdim; demiştir.» Hadîs, müttefekun aleyh'dir.
وَعَنْ أَبِي اَلطُّفَيْلِ - رضى الله عنه - قَالَ: رَأَيْتُ رَسُولَ اَللَّهِ - صلى الله عليه وسلم - يَطُوفُ بِالْبَيْتِ وَيَسْتَلِمُ اَلرُّكْنَ بِمِحْجَنٍ مَعَهُ, وَيُقْبِّلُ اَلْمِحْجَنَ رَوَاهُ مُسْلِمٌ .
«Ebu't-Tufeyl radıyallahü anh'den rivayet olunmuştur. Demiştir ki: Resûlüllah Sallallahü aleyhi ve sellem'i beyt'i tavaf ederken gördüm. Rüknü yanındaki baston ile istilâm ediyor ve bastonu öpüyordu.» Bu hadîsi, Müslim rivayet etmiştir.
وَعَنْ يَعْلَى بْنَ أُمَيَّةَ - رضى الله عنه - قَالَ: طَافَ اَلنَّبِيُّ - صلى الله عليه وسلم - مُضْطَبِعًا بِبُرْدٍ أَخْضَرَ رَوَاهُ اَلْخَمْسَةُ إِلَّا النَّسَائِيَّ, وَصَحَّحَهُ اَلتِّرْمِذِيُّ .
«Ya'lâ b. Ümeyye radıyallahü anh'den rivayet olunmuştur. Demiştir ki: Resûlüllah Sallallahü aleyhi ve sellem, yeşil bir elbiseyi koltuğunun altından omuzuna dolamış olarak tavaf etti.» Bu hadîsi, Nesâi müstesna, Beşler rivayet etmişlerdir. Tirmizî onu sahîhlemiştir.
وَعَنْ أَنَسٍ - رضى الله عنه - قَالَ: كَانَ يُهِلُّ مِنَّا اَلْمُهِلُّ فَلَا يُنْكِرُ عَلَيْهِ, وَيُكَبِّرُ اَلْمُكَبِّرُ فَلَا يُنْكِرُ عَلَيْهِ مُتَّفَقٌ عَلَيْهِ .
«Enes radıyallahü anh'den rivayet olunmuştur. Demiştir ki: Bizden ihlâl yapmak istiyen ihlâl yapar; ona inkârda bulunulmaz; tekbîr almak istiyen tekbîr alır, ona da inkârda bulunan olmazdı.» Hadîs, müttefekun aleyh'dir.
وَعَنْ اِبْنِ عَبَّاسٍ رَضِيَ اَللَّهُ عَنْهُمَا قَالَ: بَعَثَنِي رَسُولُ اَللَّهِ - صلى الله عليه وسلم - فِي اَلثَّقَلِ, أَوْ قَالَ فِي اَلضَّعَفَةِ مِنْ جَمْعٍ بِلَيْلٍ .
«İbni Abbas radıyallahü anhüma'dan rivayet olunmuştur. Demiştir ki: Peygamber Sallallahü aleyhi ve sellem, beni yol eşyasıyla -yahut «zayıflarla»-. Cem'iden geceleyin gönderdi.»
وَعَنْ عَائِشَةَ رَضِيَ اَللَّهُ عَنْهَا قَالَتْ: اِسْتَأْذَنَتْ سَوْدَةُ رَسُولَ اَللَّهِ - صلى الله عليه وسلم - لَيْلَةَ اَلْمُزْدَلِفَةِ: أَنْ تَدْفَعَ قَبْلَهُ, وَكَانَتْ ثَبِطَةً -تَعْنِي: ثَقِيلَةً- فَأَذِنَ لَهَا مُتَّفَقٌ عَلَيْهِمَا .
«Âişe radıyallahü anha'dan rivayet edilmiştir. Demiştir ki: Şevde Resûlüllah Sallallahü aleyhi ve sellem'den Müzdelife gecesi, ondan evvel yola çıkması hususunda izin istedi, (çünkü) Sebita yani ağır bir kadındı. Resûlüllah Sallallahü aleyhi ve sellem, ona izin verdi.» Bu hadîsle yukarıki hadîs müttefekun aleyh'dir.
وَعَنْ اِبْنِ عَبَّاسٍ رَضِيَ اَللَّهُ عَنْهُمَا قَالَ: قَالَ لَنَا رَسُولُ اَللَّهِ - صلى الله عليه وسلم - لَا تَرْمُوا اَلْجَمْرَةَ حَتَّى تَطْلُعَ اَلشَّمْسُ رَوَاهُ اَلْخَمْسَةُ إِلَّا النَّسَائِيَّ, وَفِيهِ اِنْقِطَاعٌ .
«İbni Abbas radıyallahü anhüma'dan rivayet olunmuştur. Demiştir ki: Resûlüllah Sallallahü aleyhi ve sellem bize : — Güneş doğmadıkça cemreyi atmayın; buyurdular.» Bu hadîsi Nesâî müstesna Beşler rivayet etmiştir. Hadîste inkıta vardır.
وَعَنْ عُرْوَةَ بْنِ مُضَرِّسٍ - رضى الله عنه - قَالَ: قَالَ رَسُولُ اَللَّهِ - صلى الله عليه وسلم - مَنْ شَهِدَ صَلَاتَنَا هَذِهِ -يَعْنِي: بِالْمُزْدَلِفَةِ- فَوَقَفَ مَعَنَا حَتَّى نَدْفَعَ, وَقَدْ وَقَفَ بِعَرَفَةَ قَبْلَ ذَلِكَ لَيْلاً أَوْ نَهَارًا, فَقَدْ تَمَّ حَجُّهُ وَقَضَى تَفَثَهُ رَوَاهُ اَلْخَمْسَةُ, وَصَحَّحَهُ اَلتِّرْمِذِيُّ, وَابْنُ خُزَيْمَةَ .
«Urvetü'bnü Mudarris radıyallahü anh'den rivayet olunmuştur. Demiştir ki: Resûlüllah Sallallahü aleyhi ve sellem: — Her kim bizim şu namazımızda (yani Müzdelife'de) bulunur da bizimle vakfe yapar, nihayet yola revân olursak, ve bundan evvel Arafat'ta gece veya gündüz vakfe yapmışsa, o kimsenin haccı tamam olmuştur. Hac ibâdetlerini de icra etmiştir.» buyurmuşlardır. Bu hadîsi, Beşler rivayet etmişlerdir. Tirmizî ile İbni Hüzeyme onu sahîhlemişlerdir.
وَعَنْ عُمَرَ - رضى الله عنه - قَالَ: إِنَّ اَلْمُشْرِكِينَ كَانُوا لَا يُفِيضُونَ حَتَّى تَطْلُعَ اَلشَّمْسُ، وَيَقُولُونَ: أَشْرِقْ ثَبِيرُ وَأَنَّ اَلنَّبِيَّ - صلى الله عليه وسلم - خَالَفَهُمْ, ثُمَّ أَفَاضَ قَبْلَ أَنْ تَطْلُعَ اَلشَّمْسُ رَوَاهُ اَلْبُخَارِيُّ .
«Ömer radıyallahü anh'den rivayet olunmuştur. Demiştir ki: Gerçekten müşrikler (Müzdelife'den) güneş doğuncaya kadar akın etmezler ve : Aydınla ey Sebîr; derlerdi. Ve şüphesiz Peygamber Sallallahü aleyhi ve sellem onlara muhalefet etti de, güneş doğmazdan evvel akın etti.» Bu hadîsi, Buhârî rivayet etmiştir.
وَعَنْ اِبْنِ عَبَّاسٍ وَأُسَامَةَ بْنِ زَيْدٍ رَضِيَ اَللَّهُ عَنْهُمْ قَالَا: لَمْ يَزَلِ اَلنَّبِيُّ - صلى الله عليه وسلم - يُلَبِّي حَتَّى رَمَى جَمْرَةَ اَلْعَقَبَةِ رَوَاهُ اَلْبُخَارِيُّ. .
«İbni Abbas ile Üsâme b. Zeyd radıyallahü anhüm'den rivâyet edilmiştir. Demişlerdir ki : Peygamber Sallallahü aleyhi ve sellem cemre-i akabeyi atıncaya kadar, telbiyeye devam etti.» Bu hadîsi Buhârî rivayet etmiştir.
وَعَنْ عَبْدِ اَللَّهِ بْنِ مَسْعُودٍ - رضى الله عنه - أَنَّهُ جَعَلَ اَلْبَيْتَ عَنْ يَسَارِهِ, وَمِنًى عَنْ يَمِينِهِ, وَرَمَى اَلْجَمْرَةَ بِسَبْعِ حَصَيَاتٍ وَقَالَ: هَذَا مَقَامُ اَلَّذِي أُنْزِلَتْ عَلَيْهِ سُورَةُ اَلْبَقَرَةِ مُتَّفَقٌ عَلَيْهِ. .
«Abdullah ibni Mes'ud radıyallahü anh'den rivayet olunduğuna göre, kendisi (cemretü'l-akabe'yi atarken) beyt'i soluna, Mina'yı sağına alarak cemreyi yedi ufak taş (dan ibaret) olarak atmış ve : — Bu, kendisine Bakara sûresi indirilenin makamıdır; demişti». Hadîs, müttefekun aleyh'dir.
وَعَنْ جَابِرٍ - رضى الله عنه - قَالَ: رَمَى رَسُولُ اَللَّهِ - صلى الله عليه وسلم - اَلْجَمْرَةَ يَوْمَ اَلنَّحْرِ ضُحًى, وَأَمَّا بَعْدَ ذَلِكَ فَإِذَا زَادَتْ اَلشَّمْسُ رَوَاهُ مُسْلِمٌ .
«Câbir radıyallahü anh'den rivayet olunmuştur. Demiştir ki : Resûlüllah Sallallahü aleyhi ve sellem, cemreyi bayram günü kuşluk zamanı; ondan sonraki günlerde ise, güneşin zevalinden sonra attı.» Bu hadîsi, Müslim rivayet etmiştir.
وَعَنْ اِبْنِ عُمَرَ رَضِيَ اَللَّهُ عَنْهُمَا أَنَّهُ كَانَ يَرْمِي اَلْجَمْرَةَ اَلدُّنْيَا, بِسَبْعِ حَصَيَاتٍ, يُكَبِّرُ عَلَى أَثَرِ كُلِّ حَصَاةٍ, ثُمَّ يَتَقَدَّمُ, ثُمَّ يُسْهِلُ, فَيَقُومُ فَيَسْتَقْبِلُ اَلْقِبْلَةَ, فَيَقُومُ طَوِيلاً, وَيَدْعُو وَيَرْفَعُ يَدَيْهِ, ثُمَّ يَرْمِي اَلْوُسْطَى, ثُمَّ يَأْخُذُ ذَاتَ اَلشِّمَالِ فَيُسْهِلُ, وَيَقُومُ مُسْتَقْبِلَ اَلْقِبْلَةِ, ثُمَّ يَدْعُو فَيَرْفَعُ يَدَيْهِ وَيَقُومُ طَوِيلاً, ثُمَّ يَرْمِي جَمْرَةَ ذَاتِ اَلْعَقَبَةِ مِنْ بَطْنِ اَلْوَادِي وَلَا يَقِفُ عِنْدَهَا, ثُمَّ يَنْصَرِفُ, فَيَقُولُ: هَكَذَا رَأَيْتُ رَسُولَ اَللَّهِ - صلى الله عليه وسلم - يَفْعَلُهُ رَوَاهُ اَلْبُخَارِيُّ .
İbni Ömer radıyallahü anhüma'dan rivâyet edildiğine göre, kendisi aşağıdaki cemreyi yedi taş olarak atar; her taşın arkasından tekbîr alırmış. Sonra ilerde düze çıkar ve kıbleye karşı dönerek uzun zaman ayakta kalır, duâ eder ve ellerini kaldırırmış. Bundan sonra orta cemreyi atar, sonra solu tutarak düze çıkar ve kıbleye karşı ayakta durur; sonra duâ eder ve ellerini kaldırır; uzun zaman ayakta kalırmış. Bundan sonra Zâtü'l-Akabe cemresini vadinin içinden atar, orada durmazmış. Sonra çekip gider ve: Resûlüllah Sallallahü aleyhi ve sellem'i böyle yaparken gördüm; dermiş. Bu hadîsi, Buhârî rivayet etmiştir.
وَعَنْـ ; أَنَّ رَسُولَ اَللَّهِ - صلى الله عليه وسلم - قَالَ: " اَللَّهُمَّ ارْحَمِ اَلْمُحَلِّقِينَ " قَالُوا: وَالْمُقَصِّرِينَ يَا رَسُولَ اَللَّهِ. قَالَ فِي اَلثَّالِثَةِ: " وَالْمُقَصِّرِينَ " مُتَّفَقٌ عَلَيْهِ .
«(yine) İbni Ömer radıyallahü anh'den rivayet edildiğine göre; Resûlüllah Sallallahü aleyhi ve sellem: — Allah'ım, tıraş olanlara rahmet buyur; demiş. Ashâb — Ya saçlarını kısaltanlar (ne olacak) Yâ Resûlüllah? demişler: — Saçlarını kısaltanlara da» buyurmuşlardır.» Bu hadîs, müttefekun aleyh'dir.
وَعَنْ عَبْدِ اَللَّهِ بْنِ عَمْرِوِ بْنِ اَلْعَاصِ رَضِيَ اَللَّهُ عَنْهُمَا أَنَّ رَسُولَ اَللَّهِ - صلى الله عليه وسلم - وَقَفَ فِي حَجَّةِ اَلْوَدَاعِ, فَجَعَلُوا يَسْأَلُونَهُ, فَقَالَ رَجُلٌ: لَمْ أَشْعُرْ, فَحَلَقْتُ قَبْلَ أَنْ أَذْبَحَ. قَالَ: " اِذْبَحْ وَلَا حَرَجَ " فَجَاءَ آخَرُ, فَقَالَ: لَمْ أَشْعُرْ, فَنَحَرْتُ قَبْلَ أَنْ أَرْمِيَ, قَالَ: " اِرْمِ وَلَا حَرَجَ " فَمَا سُئِلَ يَوْمَئِذٍ عَنْ شَيْءٍ قُدِّمَ وَلَا أُخِّرَ إِلَّا قَالَ: " اِفْعَلْ وَلَا حَرَجَ " مُتَّفَقٌ عَلَيْهِ. .
«Abdullah ibni Amr ibni As radıyallahü anhüma'dan rivayet olunduğuna göre, Resûlüllah Sallallahü aleyhi ve sellem, veda haccında (bayram günü öğleden sonra) hayvanın üzerinde cemrede hutbe okuyarak) durmuş; ashap kendisine sual sormaya başlamışlar. Bir adam : — Bilemedim ve kurban kesmeden tıraş oluverdim; demiş. Resûlüllah Sallallahü aleyhi ve sellem : — Kes günâh yoktur; buyurmuşlar. Bir başkası daha gelerek : — Bilemedim ve cemre-i akabe'de taşları atmadan deveyi boğazlayıverdim; demiş. Resûlüllah Sallallahü aleyhi ve sellem (ona da): — At günâh yok; buyurmuşlar (hâsılı) o gün (zamanından) evvel veya sonra yapılmış neler sorulmuşsa hep — Yap günâh yok; buyurmuşlardır. Hadîs, müttefekun aleyh'dir.
وَعَنْ اَلْمِسْوَرِ بْنِ مَخْرَمَةَ رَضِيَ اَللَّهُ عَنْهُمَا أَنَّ رَسُولَ اَللَّهِ - صلى الله عليه وسلم - نَحَرَ قَبْلَ أَنْ يَحْلِقَ, وَأَمَرَ أَصْحَابَهُ بِذَلِكَ رَوَاهُ اَلْبُخَارِيُّ .
Misver b. Mahreme radıyallahü anh'den rivâyet olunduğuna göre; Resûlüllah Sallallahü aleyhi ve sellem, tıraş olmazdan önce deve boğazlamış; ashabına da bunu emretmiştir» Bu hadîsi, Buharî rivayet etmiştir.
وَعَنِ اِبْنِ عَبَّاسٍ رَضِيَ اَللَّهُ عَنْهُمَا, عَنِ اَلنَّبِيِّ - صلى الله عليه وسلم - قَالَ: لَيْسَ عَلَى اَلنِّسَاءِ حَلْقٌ, وَإِنَّمَا يُقَصِّرْنَ رَوَاهُ أَبُو دَاوُدَ بِإِسْنَادٍ حَسَنٍ .
«İbni Abbas radıyallahü anhüma'dan rivayet olunduğuna göre; Peygamber Sallallahü aleyhi ve sellem: — Kadınlara tıraş olmak yoktur. Onlar ancak saç kısaltırlar; buyurmuştur.» Bu hadîsi, Ebu Dâvud güzel bir isnadla rivayet etmiştir.
وَعَنِ اِبْنِ عُمَرَ رَضِيَ اَللَّهُ عَنْهُمَا: أَنَّ اَلْعَبَّاسَ بْنَ عَبْدِ اَلْمُطَّلِبِ - رضى الله عنه - اِسْتَأْذَنَ رَسُولَ اَللَّهِ - صلى الله عليه وسلم - أَنْ يَبِيتَ بِمَكَّةَ لَيَالِيَ مِنًى, مِنْ أَجْلِ سِقَايَتِهِ, فَأَذِنَ لَهُ مُتَّفَقٌ عَلَيْهِ .
İbni Ömer radıyallahü anhüma'dan rivayet olunduğuna göre; Abbas ibni Abdülmuttalip radıyallahü anh sakalığı dolayısıyla Mina gecelerinde Mekke'de gecelemek için Resûlüllah Sallallahü aleyhi ve sellem'den izin istemiş, Resûlüllah Sallallahü aleyhi ve sellem de kendisine izin vermiştir.» Hadîs, müttefekun aleyh'dir.
وَعَنْ عَاصِمِ بْنِ عَدِيٍّ - رضى الله عنه - أَنَّ رَسُولَ اَللَّهِ - صلى الله عليه وسلم - أَرْخَصَ لِرُعَاة اَلْإِبِلِ فِي اَلْبَيْتُوتَةِ عَنْ مِنًى, يَرْمُونَ يَوْمَ اَلنَّحْرِ, ثُمَّ يَرْمُونَ اَلْغَدِ لِيَوْمَيْنِ, ثُمَّ يَرْمُونَ يَوْمَ اَلنَّفْرِ رَوَاهُ اَلْخَمْسَةُ, وَصَحَّحَهُ اَلتِّرْمِذِيُّ, وَابْنُ حِبَّانَ .
«Asım b. Adiyy radıyallahü anh'den rivayet edildiğine göre, Resûlüllah Sallallahü aleyhi ve sellem, deve çobanlarına Mina'da gecelememek için ruhsat vermiştir. Bunlar bayram günü cemre-i akabe taşlarını atar, sonra üçüncü günü her iki gün için taş atarlar. Sonra dördüncü gün taş atarlar.» Bu hadîsi, Beşler rivayet etmiştir. Tirmizî ile İbni Hibban onu sahîhlemişlerdir.
وَعَنْ أَبِي بِكْرَةَ - رضى الله عنه - قَالَ: خَطَبَنَا رَسُولُ اَللَّهِ - صلى الله عليه وسلم - يَوْمَ اَلنَّحْرِ... اَلْحَدِيثَ. مُتَّفَقٌ عَلَيْهِ .
«Ebu Bekre radıyallahü anh'den rivayet olunmuştur. Demiştir ki: Resûlüllah Sallallahü aleyhi ve sellem, bize kurban bayramı günü hutbe okudu... ilâh.» Bu hadîs, müttefekun aleyh'dir.
وَعَنْ عَائِشَةَ رَضِيَ اَللَّهُ عَنْهَا أَنَّ اَلنَّبِيَّ - صلى الله عليه وسلم - قَالَ لَهَا: طَوَافُكِ بِالْبَيْتِ وَبَيْنَ اَلصَّفَا وَاَلْمَرْوَةِ يَكْفِيكَ لِحَجِّكِ وَعُمْرَتِكِ رَوَاهُ مُسْلِمٌ .
«Âişe radıyallahü anha'dan rivayet edildiğine göre. Peygamber Sallallahü aleyhi ve sellem, kendisine : — Beyt-i şerîf ile Safa ve Merve arasındaki tavafın, haccın ve omran için sana yeter; buyurmuşlardır.» Bu hadîsi, Müslim rivayet etmiştir.
وَعَنْ أَنَسٍ - رضى الله عنه - أَنَّ اَلنَّبِيَّ - صلى الله عليه وسلم - صَلَّى اَلظُّهْرَ وَالْعَصْرَ وَالْمَغْرِبَ وَالْعِشَاءَ, ثُمَّ رَقَدَ رَقْدَةً بِالْمُحَصَّبِ, ثُمَّ رَكِبَ إِلَى اَلْبَيْتِ فَطَافَ بِهِ رَوَاهُ اَلْبُخَارِيُّ. .
«Enes radıyallahü anh'den rivayet edildiğine göre. Peygamber Sallallahü aleyhi ve sellem, öğleyi, ikindiyi, akşamı ve yatsıyı kılmış, sonra Muhassab'da hafif bir uyku çıkarmış, ondan sonra (hayvanına) binerek beyt-i şerife gitmiş ve onu tavaf etmiştir.» Bu hadîsi, Buharî rivayet etmiştir.
وَعَنْ عَائِشَةَ رَضِيَ اَللَّهُ عَنْهَا: أَنَّهَا لَمْ تَكُنْ تَفْعَلُ ذَلِكَ -أَيْ: اَلنُّزُولَ بِالْأَبْطَحِ- وَتَقُولُ : إِنَّمَا نَزَلَهُ رَسُولُ اَللَّهِ - صلى الله عليه وسلم - لِأَنَّهُ كَانَ مَنْزِلاً أَسْمَحَ لِخُرُوجِهِ رَوَاهُ مُسْلِمٌ .
«Âişe radıyallahü anha'dan rivayet olduğuna göre, kendisi bunu yani Ebtah'a konaklamayı yapmaz; ve «Oraya Resûlüllah Sallallahü aleyhi ve sellem, ancak ve ancak (Mekke'den) çıkmasına en elverişli bir yer olduğu için indi» dermiş.» Bu hadîsi, Müslim rivayet etmiştir.
وَعَنْ اِبْنِ عَبَّاسٍ رَضِيَ اَللَّهُ عَنْهُمَا قَالَ: أُمِرَ اَلنَّاسُ أَنْ يَكُونَ آخِرَ عَهْدِهِمْ بِالْبَيْتِ, إِلَّا أَنَّهُ خَفَّفَ عَنِ الْحَائِضِ مُتَّفَقٌ عَلَيْهِ .
İbni Abbas radıyallahü anhüma'dan rivayet olunmuştur. Demiştir ki: Nâs son vazifelerinin beyt (i tavaf) olmasına emir aldılar. Şu kadar var ki, hayzlıya tahfif olundu.» Bu hadîs, müttefekun aleyh'dir.
وَعَنِ اِبْنِ اَلزُّبَيْرِ رَضِيَ اَللَّهُ عَنْهُمَا قَالَ: قَالَ رَسُولُ اَللَّهِ - صلى الله عليه وسلم - صَلَاةٌ فِي مَسْجِدِي هَذَا أَفْضَلُ مِنْ أَلْفِ صَلَاةٍ فِيمَا سِوَاهُ إِلَّا اَلْمَسْجِدَ اَلْحَرَامَ , وَصَلَاةٌ فِي اَلْمَسْجِدِ اَلْحَرَامِ أَفْضَلُ مِنْ صَلَاةٍ فِي مَسْجِدِي بِمِائَةِ صَلَاةٍ رَوَاهُ أَحْمَدُ, وَصَحَّحَهُ اِبْنُ حِبَّانَ .
«İbni Zübeyr radıyallahü anhüma'dan rivayet olunmuştur. Demiştir ki: Resûlüllah Sallallahü aleyhi ve sellem : — Benim şu mescidimde (kılınan) bir namaz, başka mescidlerde kılınan bin namazdan daha efdâldir. Yalnız mescid-i haram müstesna. (Çünkü) mescid-i haramda kılınan bir namaz benim şu mescidimde kılınan namazdan yüz kere daha faziletlidir; buyurdular.» Bu hadîsi, Ahmed rivayet etmişdir, İbni Hibban onu sahîhlemiştir.