Sadakaların taksimi

Zekât

  1. عَنْ أَبِي سَعِيدٍ اَلْخُدْرِيِّ - رضى الله عنه - قَالَ: قَالَ رَسُولُ اَللَّهِ - صلى الله عليه وسلم - لَا تَحِلُّ اَلصَّدَقَةُ لِغَنِيٍّ إِلَّا لِخَمْسَةٍ: لِعَامِلٍ عَلَيْهَا, أَوْ رَجُلٍ اِشْتَرَاهَا بِمَالِهِ, أَوْ غَارِمٍ, أَوْ غَازٍ فِي سَبِيلِ اَللَّهِ, أَوْ مِسْكِينٍ تُصُدِّقَ عَلَيْهِ مِنْهَا, فَأَهْدَى مِنْهَا لِغَنِيٍّ رَوَاهُ أَحْمَدُ, وَأَبُو دَاوُدَ, وَابْنُ مَاجَهْ, وَصَحَّحَهُ اَلْحَاكِمُ, وَأُعِلَّ بِالْإِرْسَالِ .

    Ebu Saîd-i Hudrî radıyallahu anh'den rivayet olunmuştur. Demiştir ki Resûlüllah Sallallahü aleyhi ve sellem : — Beş nev'i zenginden başka hiç bir zengine sadaka helâl değildir: Zekât tahsildarına, yahut sadakayı malı ile satın alana, veya borçluya, yahut Allah yolunda gaza edene, yahut da sadaka bir fakire verilip de fakirin o sadakadan kendisine hediye ettiği zengine; buyurdular.» Bu hadîsi, İmâm-ı Ahmed, Ebu Dâvud ve İbni Mâce rivayet etmişlerdir. Hâkim de onu sahîhlemiş fakat mürsel olmakla illetlendirmiştir.

  2. وَعَنْ عُبَيْدِ اَللَّهِ بْنِ عَدِيِّ بْنِ اَلْخِيَارِ; أَنَّ رَجُلَيْنِ حَدَّثَاهُ أَنَّهُمَا أَتَيَا رَسُولَ اَللَّهِ - صلى الله عليه وسلم - يَسْأَلَانِهِ مِنَ اَلصَّدَقَةِ، فَقَلَّبَ فِيهِمَا اَلْبَصَرَ, فَرَآهُمَا جَلْدَيْنِ, فَقَالَ: "إِنْ شِئْتُمَا, وَلَا حَظَّ فِيهَا لِغَنِيٍّ, وَلَا لِقَوِيٍّ مُكْتَسِبٍ". رَوَاهُ أَحْمَدُ وَقَوَّاهُ, وَأَبُو دَاوُدَ, وَالنَّسَائِيُّ .

    «Ubeydullah ibni Adiyy b. El-Hıyar radıyallahu anh'den rivayet edildiğine göre, iki adam Resûlüllah Sallallahü aleyhi ve sellem'e sadaka istemeye geldiklerini; Resûlüllah Sallallahü aleyhi ve sellem'in kendilerini süzdükten sonra onları güçlü kuvvetli görerek : — Dilerseniz size veririm. Fakat bu sadakada ne bir zengine, ne de kazanan güç kuvvet sahibine hisse vardır; buyurduğunu kendisine anlatmışlardır. Bu hadîsi, İmâm-ı Ahmed rivayet etmiş ve onu Ebu Dâvud ile Nesâî kavî bulmuşlardır.

  3. وَعَنْ قَبِيصَةَ بْنِ مُخَارِقٍ اَلْهِلَالِيِّ - رضى الله عنه - قَالَ: قَالَ رَسُولُ اَللَّهِ - صلى الله عليه وسلم - إِنَّ اَلْمَسْأَلَةَ لَا تَحِلُّ إِلَّا لِأَحَدِ ثَلَاثَةٍ: رَجُلٌ تَحَمَّلَ حَمَالَةً, فَحَلَّتْ لَهُ اَلْمَسْأَلَةُ حَتَّى يُصِيبَهَا, ثُمَّ يُمْسِكَ، وَرَجُلٌ أَصَابَتْهُ جَائِحَةٌ, اِجْتَاحَتْ مَالَهُ, فَحَلَّتْ لَهُ اَلْمَسْأَلَةُ حَتَّى يُصِيبَ قِوَامًا مِنْ عَيْشٍ, وَرَجُلٌ أَصَابَتْهُ فَاقَةٌ حَتَّى يَقُومَ ثَلَاثَةٌ مِنْ ذَوِي الْحِجَى مِنْ قَومِهِ: لَقَدْ أَصَابَتْ فُلَانًا فَاقَةٌ; فَحَلَّتْ لَهُ اَلْمَسْأَلَةُ حَتَّى يُصِيبَ قِوَامًا مِنْ عَيْشٍ, فَمَا سِوَاهُنَّ مِنَ اَلْمَسْأَلَةِ يَا قَبِيصَةُ سُحْتٌ يَأْكُلُهَا  سُحْتًا رَوَاهُ مُسْلِمٌ, وَأَبُو دَاوُدَ, وَابْنُ خُزَيْمَةَ, وَابْنُ حِبَّانَ .

    «Kubeysatü'bnü Muhârik Hilâlî radıyallahu anh'den rivayet olunmuştur. Demiştir ki : Resûlüllah Sallallahü aleyhi ve sellem : — Şüphesiz dilenmek ancak üç kişiden birine helâl olur : 1— Bir kefaleti üzerine alan adama. Buna kefil olduğu malı buluncaya kadar dilenmek helâldir. Sonra vazgeçer. 2— Başına felâket gelip, malını helak eden adama. Buna da bir geçim nizâmı sağlayıncaya kadar dilenmek helâldir. 3— Kavminden aklı başında üç kişinin kalkıp : «fülâna hakikaten fakr-ü zaruret isabet etmiştir» diyecekleri (derecede) başına fakrü zaruret gelen adama. Buna da bir geçim yolu buluncaya kadar dilenmek helâldir. Bunlardan gayrı dilencilikler yâ Kubeysa haramdır. O sadakaları (yiyen) haram olarak yer; buyurdular» Bu hadîsi, Müslim, Ebu Dâvud, İbni Huzeyme ve İbni Hibban rivayet etmişlerdir.

  4. وَعَنْ عَبْدِ اَلْمُطَّلِبِ بْنِ رَبِيعَةَ بْنِ اَلْحَارِثِ - رضى الله عنه - قَالَ: قَالَ رَسُولُ اَللَّهِ - صلى الله عليه وسلم - إِنَّ اَلصَّدَقَةَ لَا تَنْبَغِي لِآلِ مُحَمَّدٍ, إِنَّمَا هِيَ أَوْسَاخُ اَلنَّاسِ . وَفِي رِوَايَةٍ: وَإِنَّهَا لَا تَحِلُّ لِمُحَمَّدٍ وَلَا آلِ مُحَمَّدٍ رَوَاهُ مُسْلِمٌ .

    «Abdulmuttalip ibni Rabîatü'bnü El-Hâris radıyallahu anh'den rivayet edilmiştir. Demiştir ki: Resûlüllah Sallallahü aleyhi ve sellem: — Şüphesiz sadaka Muhammed'in sülâlesine yakışmaz. O ancak ve ancak nâssın kirleridir. Bir rivayette de «O ne Muhammed'e ne de Muhammed'in sülâlesine helâl olur; Buyurdular». Bu hadîsi, Müslim rivayet etmiştir.

  5. وَعَنْ جُبَيْرِ بْنِ مُطْعِمٍ - رضى الله عنه - قَالَ: مَشَيْتُ أَنَا وَعُثْمَانُ بْنُ عَفَّانَ - رضى الله عنه - إِلَى اَلنَّبِيِّ - صلى الله عليه وسلم - فَقُلْنَا: يَا رَسُولَ اَللَّهِ, أَعْطَيْتَ بَنِي اَلْمُطَّلِبِ مِنْ خُمُسِ خَيْبَرَ وَتَرَكْتَنَا, وَنَحْنُ وَهُمْ بِمَنْزِلَةٍ وَاحِدَةٍ, فَقَالَ رَسُولُ اَللَّهِ - صلى الله عليه وسلم - "إِنَّمَا بَنُو اَلْمُطَّلِبِ وَبَنُو هَاشِمٍ شَيْءٌ وَاحِدٌ". رَوَاهُ اَلْبُخَارِيُّ .

    «Cübeyr ibni Mut'im radıyallahu anh'den rivayet olunmuştur. Demiştir ki : Ben ve Osman ibni Affan Peygamber Sallallahü aleyhi ve sellem'e gittik ve : — Yâ Resûlallah El-Muttalip oğullarına Hayber (ganimetin) in beşte birinden (hisse) verdin; bizi bıraktın. Halbuki biz hep bir mertebedeyiz; dedik. Bunun üzerine Resûlüllah Sallallahü aleyhi ve sellem : — El-Muttalip oğulları ile Hâşim oğulları ancak ve ancak bir şeydir; buyurdular». Bu hadîsi, Buhârî rivayet etmiştir.

  6. وَعَنْ أَبِي رَافِعٍ - رضى الله عنه - أَنَّ اَلنَّبِيَّ - صلى الله عليه وسلم - بَعَثَ رَجُلًا عَلَى اَلصَّدَقَةِ مِنْ بَنِي مَخْزُومٍ, فَقَالَ لِأَبِي رَافِعٍ: اِصْحَبْنِي, فَإِنَّكَ تُصِيبُ مِنْهَا, قَالَ: حَتَّى آتِيَ اَلنَّبِيَّ - صلى الله عليه وسلم - فَأَسْأَلَهُ. فَأَتَاهُ فَسَأَلَهُ, فَقَالَ: " مَوْلَى اَلْقَوْمِ مِنْ أَنْفُسِهِمْ, وَإِنَّا لَا تَحِلُّ لَنَا اَلصَّدَقَةُ ". رَوَاهُ أَحْمَدُ, وَالثَّلَاثَةُ, وَابْنُ خُزَيْمَةَ, وَابْنُ حِبَّانَ .

    Ebu Râfi radıyallahu anh'den rivayet edildiğine göre Peygamber Sallallahü aleyhi ve sellem; Sadaka toplamak için Beni Mahzum'den bir adam göndermişti. Bu adam Ebu Rafî'a : — Bana arkadaş ol; zîrâ sen sadakayı toplarsın; dedi. Ebu Rafî de : «Peygamber Sallallahü aleyhi ve sellem'e gideyim de bir sorayım» dedi. Ve o (hazrete) gelerek sordu. Resûlüllah Sallallahü aleyhi ve sellem : — Bir kavmin azadlısı kendilerindendir. Şu muhakkak ki bize sadaka helâl değildir; Buyurdular». Bu hadîsi Ahmed ile Üçler, İbni Huzeyme ve İbni Hibban rivayet etmişlerdir.

  7. وَعَنْ سَالِمِ بْنِ عَبْدِ اَللَّهِ بْنِ عُمَرَ, عَنْ أَبِيهِ; أَنَّ رَسُولَ اَللَّهِ - صلى الله عليه وسلم - كَانَ يُعْطِي عُمَرَ اَلْعَطَاءَ, فَيَقُولُ: أَعْطِهِ أَفْقَرَ مِنِّي, فَيَقُولُ: "خُذْهُ فَتَمَوَّلْهُ, أَوْ تَصَدَّقْ بِهِ, وَمَا جَاءَكَ مِنْ هَذَا اَلْمَالِ, وَأَنْتَ غَيْرُ مُشْرِفٍ وَلَا سَائِلٍ فَخُذْهُ, وَمَا لَا فَلَا تُتْبِعْهُ نَفْسَكَ". رَوَاهُ مُسْلِمٌ .

    «Salim b. Abdullah b. Ömer'den, o da babasından (radıyallahu anhüm) duymuş olarak rivayet etmiştir ki : Resûlüllah Sallallahü aleyhi ve sellem, Ömer ibnü'l-Hattab'a ücretini verir; o da (bunu benden daha fakire ver) derdi. Bunun üzerine Peygamber Sallallahü aleyhi ve sellem: — Al da ya kendine mal et, yahut tasadduk eyle; gözün olmadığı ve istemediğin halde bu maldan sana geleni al. Böyle olmayan için hiç gönül yorma; buyururlardı.» Bu hadîsi, Müslim rivayet etmiştir.